çocuklarda ”hayır” dönemi

Çocuklarda ‘hayır’ dönemi, 1 yaştan hemen sonra başlar. Bazı çocuklarda bu süre kısadır ve kendini çok hissettirmez. Bazı çocuklarda ise çok uzun süreli ve şiddetli olabilir. Bu dönemin normal ve sağlıklı bir dönem olduğunu, çocuğun birey olabilmesinde ve kendisini ifade edebilmesinde önemli bir yer tutttuğunu unutmamak gerekir.
       Bu dönemi kolay ve sağlıklı geçirebilmek için nelere dikkat etmemiz gerektiğini gözden geçirelim: • Onunla konuşurken, ondan birşey yapmasın veya yapmamasını isterken, bir birey olduğunu, kendi kararlarını kendisinin verebildiğini ve bizler gibi onun da direktiflerden hoşlanmadığını unutmayın.
• Hayatıyla ilgili kararları kendisinin verebildiğini düşünmesini sağlayın. ‘Yemeğini televizyon izlerken mi yemek istersin, yoksa benimle birlikte masada mı yemek istersin’ gibi bir mesaj, kararlarına saygı duyulduğunu düşündürecektir. Böyle bir mesajla onu yemeğe davet etmeniz ‘hayır, yemek yemek istemiyorum’ gibi bir yanıt alma olasılığınızı da azaltır.
• Ona karşı negatif bir tutum içine girmeyin, olabildiğince az ‘hayır’ deyin. Siz ona ne kadar negatif bir tutumla yaklaşırsanız, o da size o kadar nefatif bir tutumla yaklaşacaktır. Siz ona ne kadar çok ‘hayır’ derseniz, o da size o kadar çok ‘hayır’ diyecektir.
• Negatif cümleler kurmaktan da kaçının. Yapılmasını istediğiniz şeyi olabildiğince pozitif cümleler kullanarak ifade etmeye çalışın. ‘Ayakkabılarını çıkart’ demek yerine, ‘Terliklerimizi giyelim haydi’ demek daha etkilidir.
• Mesajlarınızı, ‘hayır’ yanıtı alamayacak şekilde iletin. ‘Sütünü iç’ yerine, ‘sütünü balıklı bardağınla mı, yoksa kupanla mı içmek istersin’ şeklinde mesajınızı iletin.
• Hayır’ dediğinde, onunla alay etmeyin, küçümsemeyin, gülmeyin, onunla inatlaşmayın, ona kimin güçlü olduğunu ispat etmeye çalışmayın, sinirlenmeyin ve asla ona ceza vermeyin.
• Aranızda çıkan sorunu ortadan kaldırmaya çalışmak yerine, uzlaşmacı bir tavırla çözüm üretmeye çalışın ve onu da çözüm üretmeye davet edin.
Kurallar çocuğun ruh sağlığını bozar mı?
İnatlaşma döneminde olması çocuğunuza hiç ‘hayır’ demeyeceğiniz anlamına gelmez. Çocuğunuza zaman zaman kısıtlamalar, yasaklar koymak zorundasınız, bunun çocuğunuzun ruh sağlığını bozmasından korkmayın. Dikkat edilmesi gereken en önemli şey koyduğunuz yasakların gerekli olduğundan emin olmanızdır. Gereksiz konularda da yasaklamalar getiriyorsanız, bir süre sonra çocuğunuza çok fazla ‘hayır’ demeye başlarsınız. Bu da çocuğunuzda, hem bağımsızlığının elinden alındığı, hem de her şeyi yanlış yaptığı hissini uyandırmaya başlar. Her iki duygu da onun kendine olan güvenini sarsar ve onu rahatsız eder. Bu yüzden, öncelikli olarak ‘hayır’ demeniz gerekenlerin listesini yapın, bunlar dışında da gereksiz zamanlarda ve durumlarda ‘hayır’ dememeye özen gösterin. Ayrıca, aşırı kurallarla büyüyen çocukların, kuralları koyan yetişkinler yanlarında olmadığı zamanlarda bu kuralları ihlal etme eğilimi duyduklarını da unutmayın.
kurallara uyumu nasıl kolaylaştırabiliriz?
Yasakladığınız şeyleri yapmaya kalktığında, nazikçe ona yasakladığınız şeyi yeniden hatırlatın ve yapabileceği alternatif bir şey önerin. Örneğin yemekten önce gofret yemek istiyorsa, ‘yemekten önce gofret yenmez’ demek yerine ‘yemekten önce gofret yersen yemeğini yemek istemeyebilirsin, ama istersen bu gofreti saklayabiliriz ve yemekten sonra yiyebilirsin’ diyerek ona alternatif bir gofret yeme zamanı sunabilirsiniz. Veya duvarları çiziyorsa, ‘duvarı çizme’ demek yerine, ‘duvarları çizersen duvarlar kirlenir, ama eğer istersen sana kağıt verebilirim veya çizmen için duvara kağıt yapıştırabilirim’ diyebilirsiniz. Böylece, hayırlarınız onu daha az rahatsız edecek, bağımsızlığının elinden alındığını düşünmeyecek, onun isteklerinize önem verdiğiniz düşünecek, kuralların gerekçelerini öğrenecek ve sizinle çatışmaya girmeyecektir.
Yasaklara uymadığında cezalandırmak yerine, kurallara uyduğunda onu ödüllendirin. Ödül veriken de ‘benim oğlum söz dinler, annesinin her dediğini yapar’ gibi sizin üstünlüğünüzün altının çizildiği bir cümle kullanmak yerine ‘sen harikasın, bunu ne güzel yaptın’ gibi onu onayladığınızı belirtir bir cümleyi tercih edin. Onun yanında başkalarına, çocuğunuzdan övgüyle sözedin.
Ondan olumsuz bir davranış beklentisi içinde olmadığınız mesajını verin. ‘Bıçaklarla oynamamak gerektiğini unuttun sanırım, unutmasaydın tehlikeli oldukları için oynamazdın zaten biliyorum. Onları tekrar çekmeceye bırakacağın için teşekkür ederim’ gibi bir mesaj ‘sana kaç kere söyledim, bıçaklarla oynama’ gibi bir mesajdan çok daha sağlıklıdır ve çocuğunuzun uyumunu kolaylaştırır.

2 yaş sendromu

Çocuklarda inatlaşma her yaş döneminde görülür. Bağımsız birer birey olduklarının farkına varmaya başlamaları ve dünyayı keşfetme merakları bu inatlaşma sürecini tetikler. Çocuklar anne-babaları ve çevresindekiler ile ayırım yapmaksızın her zaman ve her konuda çatışmaya girebilirler. Çocuların bir inatlaşma nöbeti süresince fikir değiştirdiğine tanık olabilirsiniz. Bazen, neyi isteyip neyi istemediğini bile anlayamazsınız. Örneğin, acıkmıştır ama evdeki yemeği yememekte direnir, hamburger ister, hamburgerciye gidersiniz, ben bundan istememiştim ötekinden al diye tutturur, öteki menüden alırsınız başka bir bahane bulur vs. Birinizden biri yenik düşene kadar devam eder bu sürtüşme.
Çocuğunuzun inatlaşma dönemlerinde her iki tarafın da amaçlarını açıkça ortaya koymaya çalışın. Sizin amaçlarınız çok çeşitli olabilir; ona yemek yedirmek, bir oyuncakçının önünden geri çekmek, ablasının odasından çıkmasını sağlamak veya uyutmak. Onun ise tek bir amacı vardır; sizin dediğinizin tersini yapmak. Ancak bu şekilde size kendisinin bağımsız bir birey olduğunu, kendi tercihlerini kendisinin yapabildiğini kanıtlayacaktır. Pek çok anne-baba bunun farkında olmadığı için çocuklarıyla gereksiz yere çatışmaya girer ve kendilerini de çocuklarını da yıpratır. Daha da kötüsü bazı çocuklar bunu bir alışkanlık haline getirirler, daha ilerki yaşlara taşırlar ve/veya anne-baba bu çatışmalara çözüm olarak şiddete başvurmaya başlar. Kısacası çok küçük yaşlarda başlayan ve çocukların gelişiminde çok doğal olan inatlaşma, anne-baba ve çocuk arasındaki bir iletişimsizliğin başlangıç noktası olabilir ve bir kısırdöngüyle son bulabilir.
Çocuğunuzla çatışmaya girdiğinizde yapmanız gerekenler şöyle sıralanabilir;
1. Her şeyden önce bu durumda soğukkanlılığınızı korumaya çalışın. Derin bir nefes alın ve içinizden “O sadece bir çocuk” deyin. Öfkeli bir tavır takınmayın, yumuşak ve uzlaşmacı bir ses tonuyla konuşmaya özen gösterin. Kesinlikle başarısız olacağınızı aklınıza getirmeyin.
2. Sahada olmadığınızı ve futbol oynamadığınızı unutmayın; her ikiniz de kazanabilir, her ikiniz de amacınıza ulaşabilirsiniz. Amacınız ona, kimin güçlü kimin güçsüz olduğunu ispatlamak değil, o anda elde edemeyeceği bir şeyden vazgeçmesini sağlamak olmalı.
3. İstediği şeyi neden yapamayacağınızı basit bir şekilde açıklayın ve bu açıklamayı yaparken mutlaka bu durumdan dolayı ne kadar üzgün olduğunuzu belirtin. Onun istediği şeyi sizin de istediğinizi ama koşulların buna izin vermediğini söyleyin. Duygularını paylaştığınızı bilmek onu hem rahatlatacak, hem de sizi ona karşı sürekli engeller koyan bir düşman olarak görmesini engelleyecektir.
4. Ona kararlı ve tutarlı, fakat mutlaka sevecen bir tavırla yaklaşın. Önce “hayır” dediğiniz bir şeye sonradan “evet” derseniz çocuğunuz bunu size karşı sürekli kullanmaya başlayacaktır. Başka zaman ve durumlarda da siz pes edene kadar da sizinle çatışmaya devam edecektir.
5. Ona gerekli açıklamaları yaptıktan, üzgün olduğunuzu söyledikten ve bu konuda kararlı olduğunuzu hissettirdikten sonra biraz zaman tanıyın. Bir süre sonra yeniden istediğini elde etmek konusunda sizinle inatlaşmaya başlarsa hiç tepki vermeyin. Birkaç denemeden sonra vazgeçecektir.
6. Çocuğunuz herşeye rağmen sizinle inatlaşmaya devam ediyorsa, dikkatini istediği şeyden başka bir noktaya çekmeye çalışın. Bu bir çizgi film, bir kuş, bir kedi, sevdiği bir yiyecek veya oyun vb. herhangi birşey olabilir. Çocuğunuz sakinleşene kadar ilgisini çekebilecek değişik alternatifler deneyebilirsiniz. Bu küçük yaştaki çocuklarda daha çok geçerlidir. Ancak, okul yaşına kadar, hatta bazen daha sonrasında bile bu yöntemin yararını görebilirsiniz.
7. Çocuğunuza seçenek sunun, böylece onu bağımsız bir birey olarak tanıdığınızı, onun kararlarına saygı duyduğunuzu düşünecektir. Kendisiyle ilgili kararları verebildiğini ve onun seçimine öncelik tanındığını düşünerek inatlaşmaktan vazgeçecektir. Siz de makul bir kaç seçenekten birini kabul ettirebildiğiniz için kendinizi rahat hissedeceksiniz. Sunduğunuz seçenekler ne kadar az olursa çocuğunuzun karar verme süresi de o kadar kısa olur. Sunduğunuz seçeneklerin, herhangi birinin seçilmesi durumunda onayladığınız seçenekler olmasına dikkat edin ki, yeniden bir anlaşmazlık yaşamayasınız.

çocuklara ”hayır” diyebilmek

Aile üyelerinin belli bir düzene göre yaşaması için oluşturulan disiplin, genel anlamıyla kişilerin içinde yaşadıkları topluluğun genel düşünce ve davranışlarına uymalarını sağlamak amacıyla alınan önlemlerin tümüdür. Bu, evin ve ailenin değer, düşünce ve davranışlarına uygun, yapılması ve yapılmaması gereken davranışları içeren önlemler yani bir davranış düzeni demektir. Akşam yatma saati, yeme düzeni, tv seyretme, diş fırçalama gibi durumların sağlıklı ve bilinçli düzenlenmesi kısıtlama engelleme değil, düzenli bir yaşam sistemi yaratmaktır. Bazı ailelerin disiplini(düzeni) daha katı, bazılarının ise esnektir. Burada önemli olan bu düzenin nasıl yapıldığıdır. Kuralların yerleşmesini sağlamak için davranış öncesi, davranış sırasında ve davranıştan sonra yapılması gerekenler vardır. DBE Davranış Bilimleri Enstitüsü Psikolog Şeyda Özdalga disiplin kurallarını oluşturmayı anlatıyor:
Davranıştan önce;
•Önleyici açıklama yapmak, kuralları öğretmek (Sokakta ağlayarak bir şey istemesinden ne kadar rahatsız olduğunuzu, nasıl davranması gerektiğini belirtmek)
•Çevreyi, koşulu değiştirmek. (Sokağa çıkar çıkmaz tuvalet ihtiyacını gidermek için tuvalet aramamak için evden çıkmadan önlem almak, yemek zamanında zor yemek yiyorsa yemek öncesinde abur cubur yemesini engellemek ya da yemek saatini değiştirmek)
•Örnek olmak (Anne Baba olarak model olmak. Kitap okuma alışkanlığı olmayan ebeveynlerin çocuklarının kitap okumalarını beklemesi, çocuklarının küfürlü konuşmasını istemeyen anne babanın, kendisinin küfürlü, argo konuşması gibi)
•Aşamaları öğretmek (Odasını toplama beklentiniz ne kadar gerçekçi? Odasını nasıl toplaması gerektiğini aşama aşama öğretmelisiniz. Arabalar buraya, Legoların kutusu bu, şeklinde yardım etmelisiniz)
Sorun sırasında;
•Gerçek sebebi anlamaya çalışmak. (Çocuk için sorunu yaratan durumun altında bir engellenmişlik ya da başka istek ve ihtiyaçlar olabilir. Anne-babasının yanında korku sebebiyle yatmak isteyen çocuk, doyuma ulaşmamış bir sevgi gereksinimi de olabilir.)
•Alternatifler sunmak (Makyaj malzemelerinizi karıştırıyorsa ona benzer çocuk malzemeleri almak, ablasının defterini karalıyorsa ona başka bir defter almak)
•Duygularınızı belirtmek (“Yemeğini yemediğin zaman üzülüyorum, beslenemediğini düşünüyorum.””Arkadaşına vurduğun zaman onun canı yanıyor, çok üzülüyor.”)
Sorundan sonra;
•Sonuçları değerlendirmek (“Bak odan toplu olmayınca, aradığın oyuncağı bulamıyorsun.”)
•Sonuçları yaşamasına izin vermek (Duvarını boyayan çocuğun, duvarı temizlemesini sağlamak)
Anne Babaların bu stratejileri oluştururken ortak tavır alması, birinin hayır dediğine diğerinin evet dememesi, kararlı ve tutarlı davranmaları istenen davranışları geliştirmesine yardımcı olacaktır. “Hadi bu seferlik izin veriyorum.” “Al da sus yeter ki !” yaklaşımları tutarsız yaklaşımlardır. Çocuğa verilen mesajlar karışır; çocuk neyin doğru, neyin yanlış olduğunu anlamakta güçlük çeker. Deneme ve isyanı körükler, öğrenmeyi ve sorumluluk kazanmayı engeller.
En çok hangi hataları yaparlar?
Hata tanımı çocuğun yaşına, mizacına, aile yapısına göre değerlendirilmelidir. Anne babasına 3-4 yaşında tekme atan, ona sen pissin, çöpsün diye kendince öfkesini gösteren çocukla, 9 yaşındakinin benzer davranışları aynı değildir.
Ebeveyni rahatsız eden genelde, ağlayarak isteklerini belirtmesi, nedensiz huzursuz ağlaması, arkadaşlarına vurması, ısırması, küfürlü konuşması ev eşyalarına zarar vermesi, tuvalet eğitimini aldığı halde evde yere tuvaletini yapması, bir başkasının yanında farklı davranışlar sergilemesi, yatma saatinde yatmaması, tv’nin başından kalkmaması, yemeğini yememesi gibi davranışlardır.
Bu hataların devamını sağlayanlar ise ailelerin şu tür yaklaşımlarıdır;
-Çocukta görülen istenmeyen davranışın bir süre sonra kendiliğinden geçeceği inancı
-Çocuğun anne babayı duymazdan gelmeye neden olan bıktırıcı tekrarlar ve hatırlatmalar
-Konuşmalar, ders vermeler, söylevler
-Onaylandığını düşündüren, yanlış davranışı görmezden gelmek
-Açık olmayan direktifler (“birbirinizle güzel güzel oynayın”)
Çocuğa hangi noktada “hayır” denmelidir?
Kabul sınırlarınızı aşan durumlarda, davranıştan önce kuralı öğrettiğiniz durumlarda, sık tekrarlanan durumlarda kararlı ve tutarlı “hayır” denmesi davranışın yeniden düzenlenmesine başlangıç olacaktır. Hayır demek ceza demek değildir. Çocuğa gösterilen bir tavırdır.
“Hayır” çocuğun yaşına, kişilik yapısına ve özel durumlara göre düşünülmelidir.3 yaşında yemeğini üstüne dökmeden yemesi beklenemez. Çocuğa kuralların nedeni anlatılmalıdır. Beklenen davranış açıklanmalı, hangi davranışın, ne zaman beklendiği açık bir dille öğretilmelidir. Kuralların uygulanmasında çocuğa aktif rol ve sorumluluk verilmelidir. Beklendik davranışlar veya ona yakın olanlar ve çabası takdir edilerek pekiştirilmelidir.
Bazı isteklerine hayır demenin yarar ve zararları nelerdir?
Kısıtlayıcı sınırlar ve aşırı kontrol, denemek ve keşfetmek için çocuğa çok az özgürlük sunar. Tamamen yetişkine ait bir kontrol çocuğun özdenetimi geliştirmesini engeller. Öğrenme ve sorumluluk kazanmayı engeller, çocukta isyanı körükler.
“Hayır” lar çocuklara sınırları öğretmek, elindekilerle tatmin olmasını sağlamaktadır. Sorumluluk ve özgürlüğün aile bireyleri arasında sağlıklı dağılımı söz konusudur. Anne baba ve çocuğun hakları güvence altındadır. Sınırların ihlal edilmesi durumunda nelerle karşılaşacağı, önceden tüm taraflar tarafından bilinir. Ağlayarak oyuncağa ulaşamayacağını bilir. Öğrenmeyi ve sorumluluk kazanmayı arttırır, işbirliğini ve ilişkileri düzenler.

çocuklarda oyuncak seçimi ve oyuncak silahlar

Oyuncaklar, çocuğun doğal yeteneklerini kullanmasını kolaylaştıran, eğitimsel işlevi olan oyun malzemeleridir. Temel işlevleri dış dünyayı tanıma, deneyim ve keşif, yetenek geliştirme, erişkin yaşamdaki becerilerini kazanılmasına yardımcı olma, hayal gücünü çalıştırma ve yaratıcılığı ortaya çıkarma ile bedensel yetenekleri doğrudan geliştirme olarak sıralanabilir. Çocuklar oyun oynarken hem fiziksel, hem de zihinsel olarak gelişirler ve deneme yanılma yoluyla da kalıcı öğrenmenin zevkini yaşarlar.
Günümüzde yukarıda saydığımız işlevleri yerine getiren oyuncak seçenekleri oldukça fazladır. Özellikle de teknolojinin ilerlemesine bağlı olarak oyuncak yapımının el sanatı olmaktan çıkıp fabrikasyon ürünü olmasına ve bilgi düzeyinin artmasına bağlı olarak detaya önem veren oyuncakların arttığı gözlenmektedir. Bunun sonucu olarak çocuklar için çok çeşitli oyuncaklar dizayn edilmiş, bilinen oyuncaklar da daha detaylı ve gelişmiş şekilde karşımıza çıkmıştır.
Envai çeşit modelde ve boyutta üretilen oyuncak silahlar da bu teknolojik gelişimden paylarını almışlardır. Oyuncak silahların, çocuk gelişimine olan katkısının olumlu yönde olacağını ve yukarıda sayılan işlevleri gerçekleştirebileceğini söylemek mümkün değildir. Aksine, oyuncak silahlarla kurguladıkları oyunlarda çocuklar ölme ve öldürme alıştırmaları yapmakta, saldırganlık ve öfke duyguları ortaya çıkmaktadır.
Masum bir kelime olan “oyuncak” ile, ürkütücü bir sözcük olan “silah”ın yanyana kullanılması bile çelişkidir. Silahın bir oyuncak olarak kullanılması çocuklara zarar verir. Oyuncak firmaları bunun aksini iddia etse de, araştırmalar sonucunda elde edilen gerçekler oyuncak silahların saldırganlıkla ilişkisinin bulunduğu, oyuncak silahın daha sonra gerçek silaha sahip olma isteğine dönüştüğü, çocukların oyuncak silahları gerçeğinden ayırt edemedikleri yönündedir. Oyuncak silahlar masum oyuncaklar değildirler. Bu oyuncaklarla oynayan çocuklar psikolojik ve sosyal yönden olumsuz etkilenebilirler
Ailelerin, çocuklarının bu oyuncaklardan olumsuz şekilde etkilenmelerini engellemek için yapabileceklerini şu şekilde sıralamak mümkündür:
• Çocuklara bu tip oyuncakların alınmaması gerektiğine anne-babalar ilk önce kendileri inanmalıdır. Tavırlarını duruma göre değiştirmemeli, konu hakkında kararlı bir tavır sergilemelidirler. Aileler, tavrını net koyduktan sonra çocuklar da kendilerine silahlı oyuncaklar alınmayacağını anlayacak ve ısrarcı tutumunu değiştirecektir.
• Çocukların kendilerine örnek ve model olacak büyüklerin konu hakkındaki tutumları çok önemlidir. Erkekler için babalar, kızlar için ise anneler en önemli rol modelleridir. Bir erkek çocuk babasının silahlara düşkün olduğunu görürse ve babasının konuşmalarında silahlardan sıkça söz edildiğini duyarsa konuya olan ilgisi artacak ve erkek modeli ile silah kavramı arasında bir ilişki kurmaya başlayacaktır. Bu durumun sonucunda da çocuğun kişilik gelişiminde bazı problemler oluşacaktır.
• Çocuğun silahlara karsı engellenemez bir ilgisi varsa bile ona bu tip oyuncaklar, özellikle gerçeklerine çok benzeyen silah oyuncaklar almaktan kaçınılmalıdır. Bunun yerine, çocuğa silahlar hakkında bilgi edinebileceği görsel malzemesi bol kitaplar sağlanabilir. Bu silahlar hakkında merak ettiği bilgileri edinmesine yardımcı olunabilir. Askeri müzelere götürülerek tarih boyunca kullanılmış farklı silahları görmesi sağlanabilir. Ancak bu aktiviteler gerçekleştirilirken çocuklara sürekli olarak silahların insana ve canlılara zarar veren yanlarından bahsedilmelidir. Böyle yapıldığında çocuğun merakı bastırılmamış, ancak daha eleştirel bir düzeyde tatmin edilmiş olur.
• Bazı anne ve babalar konu hakkında `biz çocuklarımıza oyuncak silah almasak bile etrafımızdaki insanlar ona hediye olarak silah alıyor` diyerek yakınıyor. Ancak sizin silahlar ile ilgili ısrarlı tavrınız bir sure sonra etrafınız tarafından da anlaşılacak ve kesin tavrınız sonucu bu tip durumlarla belli bir süreden sonra karşılaşmayacaksınız.
• Televizyon seyrederken çocuğunuza şiddet içerikli filmler izletmekten kaçının. Televizyonda, filmlerde, çizgi filmlerde yoğun gösterimde olan silahlı şiddeti izlemek çocuklarımızın şiddeti taklit etmesine, şiddete karşı hoşgörülü olmaya, şiddete karşı duyarsız olmaya, şiddeti genel geçer bir insan ilişkileri yöntemi olarak kabul etmeye zemin hazırlamaktadır. Çünkü şiddet öğrenilen bir davranış olarak da karsımıza çıkmaktadır. Çocuğunuzun bu tip öğeleri öğrenmesini elinizden geldiğince engelleyin.
Oyuncak silahlarla oyun oynamak bir nesilde azaltılabilirse, toplumun silaha olan isteğinin ve silahla ilgili suçların azalacağı Japonya, Hong Kong ve Güney Kore gibi ülkelerin uygulamaları sonucu ortaya konulmuştur. Bizim ülkemizde de, konuya duyarlı toplumsal kurum ve kuruluşların başlattığı, oyuncak silahları kitap ve yaratıcı diğer oyuncaklarla değiştirme kampanyaları bulunmaktadır. Bizim de, anne babalar olarak konuya duyarlı olmamız sonucu hem bireysel, hem de toplumsal fayda sağlanacaktır.
Sonuç olarak, sağlıklı, yaratıcı, üretken nesiller yetiştirmek için, çocuklarımızın saldırganlık ve öfke duygularını körüklemeyen, yaratıcı ve üretici yanlarını geliştiren oyuncaklarla oynamalarını sağlamak biz yetişkinlerin görev ve sorumlulukları arasındadır.
DERLEYEN:
Dr. Nevin KILIÇ
Psikolog
SGK İstanbul Unkapanı Kreş ve
Gündüz Bakımevi

çocuklar ve çizgifilm

Televizyon bir yetişkinin hayatında olduğu kadar, bir çocuğunun hayatında da çok önemli bir role sahiptir. Günümüzde önemli bir eğlence ve dinlence aracı olarakı kabul edilen televiyon programları en az biz yetişkinler kadar çocuklar tarafından da izlenmekte ve tüketilmektedir. Program yapımcıları da izleyici kitlesinin çeşitliliğinin farkında olup farklı yaş ve eğitim gruplarına göre programlar dizayn etmektedirler. Çizgi filmler de bu programlar arasında olup temelde çocukları hedefleyen yapımlardır. Çizgi filmlerin renkli, abartılı, eğlenceli ve fantazi dolu dünyası çocukları hem çok eğlendirmekte hem de çok etkilemektedir. Çünkü yaratıcılık düzeyi ve düşenme sistemi biz yetişkinlerden çok daha farklı olan çocuklar, çizgi filmleri izlerken kendilerini izledikleri şeyin parçası haline getirir ve yaratıcılıklarını geliştirirler. Burada yaşanan olayları çok daha kolay bir biçimde benimseyip içselleştirebilirler. Bu nedenle çizgi filmler çocuğun öğrenmesinde ve farklı dünyaları gözlemleyebilmesinde önemli bir etkinliğe sahiptir. Ama muhakeme yetenekleri daha bir çok şeyi anlama ve yargılama düzeyine erişmemiş olan çocuklar, çizgi filmlerdeki birçok öğeden olumsuz yönde etkilenebilirler. Çizgi filmlerde izlenen çoğu olay ve karakter, çocuğun dünyasının bir parçası olmaya yavaş yavaş başlar, gerekli müdahale yapılmazsa çocuk kendini bir süre o dünyanı bir parçası haline getirir ve gerçekle fantazi arasındaki farkı ortadan kaldırabilir. Bu durum çocuğun gelişimini olumsuz yönde etkiler ve gerçek dünyaya olan adaptasyonunu azaltır.
Yapılan bir araştırmada ise çigi filmlerdeki şiddet öğelerine ve bunların etkinliğine bakılmış , televizyonda şiddet içerikli çizgi filmler izledikten sonra, çocukların daha farklı davrandıkları belirlenmiştir. 100 okulöncesi çocukla yapılan bu araştırmada, çocuklar TV izlemeden önce ve sonra gözlemlenmiştir. Bir grup, şiddet içerikli çizgi filmleri izlemiş, diğer grup ise içeriğinde hiç saldırganlık olmayan çizgi filmleri izlemiştir. Şiddet içerikli filmleri izleyen çocukların, diğerlerine göre yaşıtlarıyla daha fazla kavga ettiği, büyüklere daha fazla karşı geldiği ve daha sabırsız davrandıkları belirlenmiştir.
Bütün bunları göz önünde bulundurduğumuzda karşımıza şu sonuç çıkıyor ki, çocuğunuz çizgi film izleyerek yaratıcılığını ve düşünme sistemini geliştirdiği kadar çizgi filmlerin içerdiği bazı olumsuz öğelerden de etkileniyor. Bu olumsuz etkilerin önüne geçmek için çocukları çizgi film dünyasından mahrum etmek yerine farklı çözümlerle onları yönlendirmek çok daha koly ve etlili olacaktır, unutmayın!!!
Neler Yapabilirsiniz?
• Çocuğunuz için televizyon izleme saatleri belirleyin ve bu saatler içerisinde izlediği programları takip edin.
• Çocuğunuzun izlediği çizgi filmin en az bir bölümünü izleyin, böylece içeriği daha iyi bir şeklide anlayabilir ve onunla bunu konuşabilirsiniz.
• Çizgi filmde geçen saldırgan davranışları sorgulayıp sorunları çözmek için alternatif yöntemler hakkında konuşabilirsiniz.
• Çok aşırı şiddet ve saldırganlık içeren çizgi filmleri izlemesini yasaklayabilirsiniz.
• Televizyon izlemeyi, eğitsel programlarla ya da içeriğinde yardımlaşma ve işbirliği olan programlarla sınırlandırabilirsiniz.
• Çocukları farklı hobi ve uğraşlara yönlendirerek televizyon izleme süresini azaltabilirsiniz.
• Çocuklarınıza kitap okuma aktiviteleri düzenleyerek onları daha az süreyle televizyon seyretmek için teşvik edebilirsiniz.

tuvalet eğitimi

Tuvalet Eğitimine Başlarken Nelere Dikkat Etmeli

Bebek bakımında en fazla sabır ve özveri tuvalet eğitiminde gereklidir. 18 ile 30 ay arasında çoğu bebek tuvalet eğitimini almaya hazır hale geliyor. Genelde bebekler 2 yaş sonunda dışkılarını, 3 yaş sonunda da çişlerini tutmayı öğreniyorlar. Bazı çocuklar 4 yaşına kadar bu beceriyi kazanamayabiliyorlar. Çoğunlukla kız çocukları erkek çocuklarından daha önce mesane ve bağırsak kaslarını kontrol etmeyi öğreniyorlar.

Tuvalet eğitiminde en ideal yaklaşım, çocuk merkezli eğitimdir.
Tuvalet eğitimiyle ilgili çok çeşitli uygulamalar vardır. Bunlardan en doğrusu ve günümüzde kabul göreni, çocuğun bireysel gelişimini ve hazır olmasıyla ilgili ipuçlarını göz önüne alarak uygulanacak “çocuk merkezli” bir eğitimdir.
Bebeklerin büyük çoğunluğu 18-30 ay arasında tuvalet eğitimine başlamak için gerekli becerileri kazanırken bazıları ise 4 yaşına kadar bu beceriyi kazanamazlar. Genellikle kız çocukları erkek çocuklarından daha önce mesane ve bağırsak kaslarını kontrol etmeyi öğrenirler. (Kızlarda genellikle 2,5 yaş civarında, erkeklerde ise 3 yaş civarında) Tuvalet eğitiminde önemli olan, çocuğun tuvalet eğitimi için hazır olmadan bu eğitimi vermek için acele edip baskı yapmamaktır.

Çocuğun tuvalet eğitimine hazır olduğunu gösteren belirtiler
● Çocuğun bu işin tuvalete yapılması gerektiğiyle ilgili sosyal bir farkındalığı kazanmış olması,
● Tuvaleti geldiğinde farkına varabiliyor olması. Henüz konuşmaya başlamamış olsa bile bunu işaretle anlatabiliyor olması,
● Bazı basit isteklerinizi yerine getirebiliyor olması,
● Gün boyunca alt bezinin en az iki saat kuru kalabiliyor olması,
● Kısa bir uykudan sonra alt bezinin kuru kalabiliyor olması,
● Bağırsak faaliyetlerinin düzenli hale gelmesi ve daha önceden tahmin edilebiliyor olması. (Bazı çocuklar günde 2-3 kez, bazıları ise 2-3 günde bir kez kaka yaparlar. Burada önemli olan bu aralıkların düzenli olarak tekrarlanması ve daha önceden tahmin edilebilir düzeye gelmesidir).
● Alt bezi ıslandığında rahatsız olması,
● Lazımlık veya oturağına ilgi gösteriyor olması,
● İç çamaşırı giymek istiyor olması.
Bebeğiniz, yukarıda sayılan maddelerin büyük çoğunluğunu yerine getirebiliyorsa, tuvalet eğitimine hazır olduğu söylenebilir. Aksi halde tuvalet eğitiminde birçok güçlüklerle karşılaşılabiliyor. Eğitime çok erken ve çok geç başlamanın bazı psikolojik etkileri olabilir. Çok erken başlamak ileride çocukta uygunsuz dışkılama problemlerine; çok geç başlamak da özgüven ve bağımsızlık becerilerinin gelişiminin engellenmesine neden olabilir.
Tuvalet eğitimde, bebekler arasındaki bireysel farklılıklar göz önünde bulundurulmalı, eğer bebek eğitime tepkili yaklaşıyorsa ısrarcı olunmamalı, tekrar başlanmadan önce 1- 1.5 ay kadar beklenmelidir.

Ebeveyn tutumunun tuvalet eğitimindeki önemi
Eğitime yön veren kişinin (genelde anne ya da bakıcı abla) tutum ve davranışları tuvalet eğitiminde önemli bir rol oynar. Eğitime başlandığı andan itibaren tamamen olumlu, yapıcı bir tutum içinde olmak, çocuğu asla zorlamamak ve kızmamak önemlidir. Bazı çocuklar tuvalete oturmakla ilgili korkular yaşayabilirler. Bunun nedeni tuvaletin içine düşme ya da sifonla birlikte kendilerinin de içine düşeceği, çekileceği ya da kendilerinden bir parçayı tuvalete bırakmakla ilgili bir korku olabilir. Çocuğun arada altına kaçırdığı durumlarda anlayışlı olmak ve kızmamak gerekiyor. Bütün bu tepkilerin normal olduğunu anlamak, tuvalet eğitimi sırasında aceleci olmamak, çocuğun zorlanabileceğini anlamak, öğrenilen bu büyük beceri için sabır göstermek ve gerektiğinde onu ödüllendirmek önemlidir.

Tuvalet eğitimine başlamak için öneriler
Çocuğun tuvalet eğitimine başlamadan önce aşağıdaki önerileri mutlaka dikkate alın.
● Çocuğunuzun boyuna uygun lazımlık ya da klozete uygulanabilir oturma yeri alın. Burada en önemli özellik, çocuğun otururken ayaklarının yere değmesidir. Bu durumda bağırsak hareketleri başlayınca, yerden destek alabilecek ve olası korkularına karşı güven duygusu gelişecektir. Bu konuda resimli bir kitap çok işinize yarayabilir.
● Eğitime başlama aşamasında öncelikle çocuğunuza, sıkıştığı zaman lazımlığı kullanması konusunda cesaret verin. Ne zaman isterse sizden yardım alabileceği konusunda da emin olmasını sağlayın. Ara ara alt bezini çıkararak külotla dolaşmasına izin verin. Bu sırada lazımlık gözünün önünde olsun, ona ne zaman isterse oturabileceğini söyleyin ve bunu sık sık hatırlatın.
● Tuvalet eğitimi süresince belirli bir rutin oluşturun. Bu, kahvaltıdan ve akşam yemeğinden sonra, banyodan önce ya da bağırsak hareketlerinin başladığı herhangi bir zaman olabilir. Buradaki amaç, bebeğin lazımlığa alışması, onu günlük rutinin bir parçası olarak görmeye başlamasıdır.
● Çocuğa tuvaletinin nereye gideceğini anlatın. Bezine ya da külotuna kaka yaptığı zaman, onu lazımlığa oturtun, bezi onun gözü önünde lazımlık içine boşaltın. Bu durum, onun oturma ve kaka üretme arasındaki ilişkiyi anlamasına yardım edecektir. Lazımlığı tuvalete döktükten sonra sifonu ona çektirin –korkuyorsa yapmayın- kakanın nereye gittiğini görsün. Kakadan sonra giyinmeyi ve ellerini yıkamayı öğretin.
● Tuvalet eğitimine gündüzleri başladığınızda, geceleri alt bezine devam edin. Öncelikli amaç gündüz tuvalet kontrolünü sağlamaktır, sonra aşama aşama gece eğitimine başlanacaktır.
● Her çocuk tuvalet eğitimi sürecinde ara ara altına kaçıracaktır. Ona kızmayın, cezalandırmayın. Kaslarını kullanmayı öğrenirken bu durum olağandır ve biraz zaman alabilir. Tuvaletini altına yapması durumunda altını temizlerken, bir dahaki sefere ona lazımlığı ya da tuvaleti kullanmasını hatırlatın.
● Tuvalet uygun şekilde kullanıldığında başlarda şeker vermek gibi ufak ödüllendirmeler işe yarayabilir. Takdir ettiğinizi gösteren bir gülümsemeye de çocuğunuzun ihtiyacı olacaktır.
● Gündüz sorunu tamamen çözülse bile, gece kontrolü haftalar, bazen aylar sürebilir. Alt bezini çıkardıktan sonra çarşafın altına naylon bir örtü sermeniz temizliği kolaylaştıracaktır. Bu yaşta vücudu; tuvalete gitmek veya uyanmak için gereken olgunluğa henüz ulaşmamıştır. Bu nedenle sizin desteğinize ihtiyacı olacaktır. Bu aşamada, akşamları sıvı alımını azaltmanız, kuru gecelerin sayısını artıracaktır. Gece çişi gelir ve uyanırsa, size seslenebileceğini ona hatırlatın.
                                     ( alıntıdır – http://www.bebegim.web.tr/)

alışkanlıklardan vazgeçebilmek

benim minik kelebeğim artık büyüdü ve bebeklik alışkanlıklarından kurtulma çağına geldi bile. oysa o kadar küçüktü ki doğduğunda. zaman gerçekten hızlı geçiyor. 20 ay oldu zeynebim dünyamıza gireli, o gün dün gibi hafızamda…
bebeklik alışkanlıkları dedim ya, her çocuk kendi gelişimine bağlı olarak farklı şekillerde ve farklı zaman dilimleri içerisinde alışkanlıklara sahip olur, ve yine aynı farklılıklarla alışkanlıklarından vazgeçer.

zeynep bir yaşına girdiğinde kendi isteği ile anne sütünü bıraktı. eğer isteseydi 2 yaşını doldurana kadar emzirmeyi planlıyordum.zaten çocuğun anne üzerindeki ilk hakkı sütmüş, bu nedenle kendi isteği dışında 2 yıldan önce bıraktırılamaz imiş.

kısa bir süre önce (bu defa cebren ve hile ile:) emzik kullanmayı bıraktı prensesim. aslında 17-18 aylık olana kadar sadece uyurken emiyordu, fakat son iki aydır iyice bağlandı ve bıraktırma kararını almak zorunda kaldım. emziğini açıp içine zeytin çekirdeği koydum ve ”bak kızım böcek girmiş” gibi bir aldatmacayla onu ikna edebildim. aslında mecbur olmasaydım, yani emziğin kendisi için zararlı oldugunu anlayabilecek olsaydı onu aldatmak istemezdim ama… şimdi zeynebim büyür de bu yazıyı okursa:)))

neyse gelelim sadede; sırada bezden kurtulma çalışmalarımız var. şimdilik çiş ve kakanın ne oldugunu, nereye yapılması gerektiğini biliyor ve tuvaleti kullanma konusunda çok ısrarlı, bense hala araştırma yapmaktayım. tabii en kısa zamanda da fıstığıma minik bir oturak almayı planlıyorum. gelişmeleri sizinle paylaşırım…

brush tool (B)

El hareketlerimizi bilgisayarımıza aktarmamıza yardımcı olan araçtır. ayrıca kendi içerisinde hazır olan, ya da internetten indirebileceğimiz brushları da kullanmamıza olanak sağlar.

Brush Tool : fırça etkisi vererek boyama yapar.

Pencil Tool : Geçiş efektleri olmadan direkten kalem şeklinde çizimler yapar.

*** kendi çizimlerimizi de brush olarak kaydedip istediğimizde kullanabiliriz. bunun için photoshopta yeni bir sayfa açıp çizimimizi yapalım, edit/define brush preset diyelim. çıkan pencerede yeni brush’ımıza bir isim verip ok diyelim.

brush kullanımına bir örnek verecek olursak :

yeni bir sayfa açıp, brush toolu seçelim. sayfa üzerinde sağ tıkladıgımızda bir pencere açılacak. bu pencerede master diameter fırça büyüklüğünü, alttaki şekiller ise fırçamızın şeklini ifade eder.
fırça büyüklüğü ve şeklimizi ayarladıktan sonra sayfamız üzerinde mause’umuzun sol tuşu ile brushumuzu istediğimiz şekilde kullanabiliriz.
Color Replacement Tool : Boyamak için seçilen rengi, renk yakınlığı olan alanlarda kullanmamıza yarar.