1 yaş sonrası çocuklar için haftalık menü

besin değerleri açısından dengeli bir dağılım yapılmış olan ”haftalık örnek menü” annelere çok yardımcı olacak.
                                                       PAZARTESİ
sabah: 1 su br. süt, 1 yumurta, 1 dilim beyaz peynir, 1-2 dilim tereyağlı-ballı ekmek
öğlen: kıymalı dolma, yoğurt, elma
ikindi: 1 kase muhallebi
akşam: kıymalı brokoli, makarna, taze portakal suyu
gece: süt
SALI
sabah: süt, yumurta, 1 dilim beyaz peynir, 1-2 dilim ekmek, ceviz-bal
öğle: fırında patatesli köfte, pirinç pilavı, cacık, elma
ikindi. yoğurt, muz
akşam: kıymalı ıspanak, peynirli tepsi böreği, yaban mersini kompostosu
gece: süt

ÇARŞAMBA
sabah: süt, yumurta, 1 tatlı kaşığı labne peyniri, 1-2 dilim tereyağlı reçelli ekmek
öğle: kıymalı karnıbahar, bulgur pilavı, yoğurt, elma
ikindi: peynirli ev poğaçası, taze portakal suyu
akşam: fırın balık, patates püresi, salata, ekmek
gece: süt
PERŞEMBE
sabah: süt, 1 adet yumurta ile peynirli, sebzeli omlet, 1-2 dilim ekmek, fındık ezmesi
öğle: kıymalı yeşil mercimek, bulgur pilavı, yoğurt, elma
ikindi: muhallebi
akşam: kıymalı patates yemeği, bulgur pilavı, taze portakal suyu
gece: süt
CUMA
sabah:süt, yumurta, 1 dilim kaşar peyniri, 1-2 dilim cevizli ballı ekmek
öğle: et haşlama, fırın makarna, armut
ikindi: taze portakal suyu, üzümlü cevizli ev keki
akşam: kıymalı makarna, zeytinyağlı pırasa, yoğurt
gece:süt
CUMARTESİ
sabah: süt, yumurta, 1 dilim beyaz peynir, 1-2 dilim ekmek, 1 tatlı kaşığı şokella
öğle: yayla çorbası, fırında tavuk but, pirinç pilavı, mandalina
ikindi: taze üzüm suyu, kaşarlı tost
akşam: kıymalı dolma, yoğurt, ayva tatlısı
gece: süt
PAZAR
sabah: süt, yumurta, 1 dilim kaşar peyniri, 1- 2 dilim tahin+pekmezli ekmek
öğle: ezogelin çorbası, fırında pirzola et, ekmek, kivi
ikindi: taze portakal suyu, fındıklı ev kurabiyesi
akşam: tavuklu şehriye çorbası, sebzeli tavuk sote, pirinç pilavı, elma
gece: süt

(kaynak: ”bebeğim ve biz” dergisi, Ocak 2010 sayısı)

ooohhhh:)

bu nasıl başlık böyle demeyin sakın. aşağıdaki fotoğrafı görünce benim ilk tepkim derin bir ”oohhh” çekmek oldu.
günlerden birgün bendeniz şööyle kaçamak bir zaman yaşamıştım. önce tek başıma markete gitmiş, boş boş dolaşmış, bir fast foodcuda pencere kenarında yağmuru izleyerek tonton döner yemiş, sonra da eve dönüp kendime bol köpüklü bir kahve ziyafeti vermiştim. ayaklarımı uzatıp kahvemi yudumlarken dergi okumak oldukça zevkliydi. hey gidi günler heyyy…

iş,iş,iş…

bugün itibari ile 4. iş görüşmemi yapmış bulunmaktayım. benim açımdan şimdiye kadarkiler arasında en olumlusu. yani beni alsalar keşkeeee dediğim bir yer. ama karşı tarafı bilemem tabii. yalnız ilk defa ”iş tecrübeniz olmadığı için…” diye sonuçlanmadı görüşme. değerlendirip biz sizi arayacağız dedi sayın yetkili. açıkçası pek ümidim yok… hayır hayır var. Allah’ım lütfennn ama lütfennn eğer benim için orada çalışmak hayırlıysa nasip et.

bu duygularımı neden buraya yazdım biliyor musunuz? siz ”amin” deyin diye. biliyorum ki Allah bizim kendimiz için yaptığımız dualardan daha kolay kabul eder başkalarınız bizim için yaptıklarını.

yarın için menü planlarım

yarın görümcemin komşuları bana gelecekmiş. tabii hemen hazırlıklara başladım ben de, bir taraftan temizlik yaparken diğer taraftan aklımda menüler hazırlanıyor… unutmadan buraya yazmalıyım:

1.menü: sodalı börek                         
             rus salatası
             ıspanaklı pasta
             hindistan cevizli kurabiye

2.menü: yalancı arnavut böreği
             mevsim salata
             irmik tatlısı
             ıslak kek

3.menü: ıspanaklı kolay börek
             mercimek köftesi
             elmalı tatlı
             fındıklı kurabiye
           

Mevlana’nın Güneşi

Mevlana Allah’a aşıktır aslında..Şems; onun sadece dostudur..olmazsa eksik kaldığı, yokluğunda ağladığı..
Tebriz’de doğmuştur,Şems..Baba Kemal’den ilim öğrenmiştir..hatta Mevalana’yla tanışacağına dair feyzi de bu ilim dostundan almıştır..güneştir aslında anlamı..”uçan güneş” lakabını da sonradan kazanmıştır..dünyanın her yanını dolaşıp, ilim irfan katipliği yaptığı için uçmak ona çok yakışmıştır..
dünya nimetlerini önemsememiş kendini dinine ve Allah’ına adamıştır..Haramdan sakınıp helale yönelmiştir..
“Bir zaman Rabbime, beni kendi velîleri arasına koyup onlara arkadaş et diye yalvarırdım. Bunun üzerine bir gece rüyâmda bana; “Seni bir velîye arkadaş edeceğiz.” dediler..
bu cümleler kendi ağzından çıkmıştır ve Rum diyarına düşüp o zat’ı bulmayı amaçlamıştır..artık o gerçek dostu bulmanın zamanıdır..
yani;Mevlana Celaleddin-i Rumi’yi..
Konya da bir kapı altına oturmuş Allahla iletişim kurmaya çalışırken, Mevlana öğrencileriyle tamda yanıbaşından geçmiştir..ve dostu tanımak zor değildir ya hani, dostun atının yanına gelip adını öğrenmek istemiştir..Mevlana bu nurlu zat’a bakıp ismini yinelemiştir..ve böyle başlamıştır,bir aşkın ilk harfleri yazılmaya..
o günden sonra birbirlerinden feyz alan iki insan iki katip iki veli olmuşlardır..zamanları ayrı geçmemiş,öğretecekleri anlatacakları bitmemiştir..
“Mevlânâ’nın oğlu Sultan Veled, onların hâllerini şöyle anlatır: “Ansızın Şems-i Tebrîzî hazretleri gelip babam ile görüştü. Babamın gölgesi, onun nûrunda yok oldu. Onlar birbirlerine öyle muhabbet gösterdiler ki, etraflarında kendilerinden başkasını görmüyorlardı. Şems-i Tebrîzî, babama mârifetten, Allahü teâlânın zâtına ve sıfatlarına âit ince bilgilerden ve O’na muhabbetten bahsediyordu. Babam da bunları büyük bir haz ile dinliyordu.Eskiden herkes babama uyardı, şimdi ise, babam, Şems’e uyar oldu. Şems babamı muhabbete dâvet ettikçe, babam, Allahü teâlânın muhabbetinden yanıp kavrulurdu. Babam artık onsuz yapamıyor, yanından bir ân ayrılmıyordu. Bu şekilde aylarca sohbet ettiler. Böylece babam pek büyük mânevî derecelere yükseldi…”
böyleydi işte onların dostluğu..aşkları istekleri beklentileri bu kadardı..kendi dinlerini yaşıyorlar ve bunu insanlığa duyuruyorlardı..
fakat bir gün bu bağ, başkalarına ağır gelmeye başladı..o günden sonra hiç bir şey eskisi gibi olmayacaktı..Şems’in kulağına gelen bu fısıltılar,onu Şam’a gitmeye sevk etti..Mevlana dostunun gidişiyle kendi içine saklandı..o kadar özlüyordu ki bunu ifade etmesi zorlaşıyordu..ayrılık acısı tahammül edilemeyecek bir hale dönüşüyordu içinde..kalbinin acısıyla Şems için kasideler yazıyor bu ızdırabı dindiremiyordu..mektuplar yazıyor..Şems i görüp haber verecek olan kişilerin yolunu bekliyor,gördüm diyenlere varını yoğunu veriyordu..
“Bir defâsında birisi; “Şems-i Tebrîzî’yi Şam’da gördüm. Sıhhati yerindeydi.” dedi. Mevlânâ, ona elinde bulunan ne varsa hepsini verdi. Orada bulunanlardan biri; “O, Şems-i Tebrîzî’yi görmedi. Yalan söylüyor” deyince, Mevlânâ da; “Ona verdiğim bu elbiseler, sevdiğimin yalan haberinin müjdesidir. Onun hakîkî haberini getirene canımı veririm.” diye cevap verdi.”
ve bir gün;
Mevlana dayanamayıp oğlu sultanveled’i Şam’a gönderir..ve Şamda bir han da karşılaşırlar..oğlu babasının her söylediğini harfiyen iletir ona..artık seni istemeyenler senden özür diliyor der..Şems büyük bir hasretle yeniden koyulur, Konya yollarına..Mevlana; Şems’i gördüğünde mutluluktan tarif edemeyeceği duygular yaşar..artık dost gelmiş yurduna konmuştur çünkü..
Şems; Konya eşrafının sevincine tanıklık edip Mevlana ile konuşmaya başlar der ki; “Benim bir serim (başım) bir de sırrım vardır. Başımı sana fedâ ettim. Sırrımı da oğlun Sultan Veled’e verdim. Eğer Sultan Veled’in, bin yıl ömrü olsa da hepsini ibâdetle geçirse, ona verdiğim sırra, yâni evliyâlıkta yükselmesine sebeb olduğum derecelere kavuşamaz.” dedi.
o günden itibaren aralarındaki o bağ daha da güçlenecektir ve bulundukları yerden hiç çıkmayıp sohbetlerine devam edeceklerdir,bir saniyeleri bile ayrı geçmeyecektir..bu onlar için ayrılık demektir,aslında..bu onlar için bitmeyen bir hasret, bir daha kavuşmayı beklemek olacaktır..
çünkü bir gece Şems’i, Mevlana’nın güneşini ,çağırılar..bulundukları yerden dışarı çıktığı an(aralarındaki iletişimi kıskanan kimseler) öldürürler onu..Şems’in ölüm anında sesini duyan Mevlana oturduğu yerden kalkar ve dostun ;aşk’ın acısıyla oradan oraya koşturur.. fakat artık çok geçtir.. Şems; öldürülmüştür..cesedini bulamazlar..bir gece Sultan Veled’den yardım ister büyük dost Şems..kuyuda olduğunu ve bedeninin oradan alınarak defnedilmesini bildirir..o kuyuya vardıklarında muhterem Zat’ın cansız bedeniyle karşılaşırlar..ve oradan alıp Mevlana’nın medresesine defnederler..
bu aşk burada bitmemiştir aslında..aşk bitmez çünkü..Mevlana Şems’ine duyduğu dostlukla vefat etmiş,ondan öğrendikleriyle yaşayıp o noktaya gelmiştir..
peki bizler dost olabildik mi..sevebildik mi..canımızı hiçe sayıp birbirimizin kuyusunu kazmadan sıkıca sarılıp kenetlenip yaşayabildik mi..peki ya hangi dostumuz mezarımızın yanında bir toprak olmayı düşledi..düşünün bunları belki Şems kadar değil belki Mevlana kadar da değil..
ama Mevlana’nın oğlu Alaaeddin gibi hiç değil o; Şems’i öldüren yedi kişilik grubun içerisindeydi çünkü
“Eğer bir kimse bana âhiretim ile ilgili bir defâ iyilik edip, dünyâ ile ilgili binlerce kötülük etse, ben onun bir defâ yaptığı iyiliğe nazar ederim. Çünkü iyi ahlâk bunu icâbettirir.” Şems-i Tebrizi..
 
(alıntı-Gayyor isimli yazarın 1 milyon kalem sitesindeki bir yazısıdır.)

Güz Sancısı

Filmkolik mi oldum ne? dizi filmlerden sonra bu aralar tv de sinema filmlerini de kaçırmaz oldum. gündüzki koşturmacaların sonunda akşam ayaklarımı uzatıp geçiyorum tv’nin başına, şansıma her akşam bir film:) eşim de bana arkadaşlık ediyor sağolsun. zeynep mi? o da oyuncaklarıyla oynuyor yanımızda, tabii ben de sık sık ona katılmak zorunda kalıyorum ama olacak o kadar artık.
güz sancısı, ıssız adam ile aynı zamanda vizyona girmişti. ıssız adamı sinemada izledik ama güz sancısını izlemek taa bugüne kaldı.
film fena değildi, sürükleyici bir film ama öyle alıştığımız tarzda bir olay başlayıp bitmiyor. genel anlamda siyasi tarihin kısa ama önemli bir dönemini sade bir aşk hikayesiyle anlatıyor. neyse fazla uzatmıyayım, ilgilenenler alt kısımdan film özetini okuyabilirler.
son söz: izlemeye değer!
film özeti:

6-7 Eylül olaylarının karanlık gölgesinde yaşanan bir aşk hikayesi.
Cumhuriyet Türkiyesi’nin siyasi tarihinde yüzleşilmesi gereken bir başka utanç tablosu da 6-7 Eylül olaylarıdır.
Güz Sancısı; 6-7 Eylül 1955 tarihinde bir yalan haber üreterek İstanbul’da yaşayan Gayrimüslimlerin dükkanlarının yağmalandığı, kiliselerinin basılarak papazlarının öldürüldüğü, Rum ve Ermeni kadınlarına tevacüz edildiği ve saldırıların ardından binlerce azınlığın evlerini, dükkanlarını bırakarak göç etmek zorunda kaldığı rezalet ve utanç tablosu bir ortamda milliyetçi, zengin bir toprak ağasının idealist oğlu olan Behçet ile karşı komşusu Rum Elena arasındaki aşkı ve o dönemim siyasi fikirleriyle iç hesaplaşmalarını anlatan bir sinema filmi.

Güneşin Oğlu

bu filmi de dün gece eşimle birlikte izledik. açık söylemek gerekirse benim hiç de tarzım olmayan bir film, yani eşimle birlikte zaman geçirebilmek için izledim. sonunda ise iyiki izlemişim demesem de keşke izlemeseydim hiç demedim. konusu sıradışı, biraz saçma ama güldüren bir film.
kahkaha atmak isteyenlere tavsiye edilir;)
film özeti:

Bütün hayatını bir mucize bekleyerek geçiren Fikri Şemsigil, sonunda bu mucizeyi yaşar ve ‘Güneşin Oğlu’ olduğunu öğrenir. Fakat yaşadığı mucize, düşündüğünün aksine Fikri Bey’in hayatını alt üst eder. Fikri Bey’in ruhu artık, çevresindeki insanların bedenlerine girip çıkmaktadır. Ve sonunda Fikri Bey, bu kez, yıllarca beklediği mucizeden kurtulmak için, gerçeklerin peşine düşmek zorunda olduğunu anlar. Olaylar çığırından çıkmıştır. Peki, karşı apartmandaki komşusu dünyalar güzeli kız ne olacaktır?

P.S. I LOVE YOU

uzuun zamandır izlemeyi planladıgım bir filmdi p.s. I love you (Not. seni seviyorum) cumartesi akşamı zeynebimi uyuttuktan sonra tv’yi şöyle bir dolaşırken rastladım. aslında umud ettiğim kadar harika değildi. çünkü yıllardır çok kimseden şöyle güzel, böyle romantik gibi bir sürü methiyeler dinledim film hakkında. tamam izlenmeyecek kadar kötü değildi belki ama ne bileyim…
eğer yastıgınıza uzanıp şöyle sakin, romantik, biraz da dramatik bir aşk filmi olsa da izlesem diyorsanız ve elinizde de çok iyi bir film yoksa P.S.I LOVE YOU izlenebilir diyorum.

film hakkında kısa bir bilgi vermek gerekirse:

”Holly Kennedy (Hilary Swank) güzel, zeki bir kadındır ve hayatının aşkıyla evlidir; tutkulu, esprili ve tez canlı İrlandalı Gerry (Gerard Butler). Gerry amansız bir hastalık yüzünden öldüğünde, Holly’nin de hayatı kararır. Ona yardım edebilecek tek kişi, artık yanında değildir. Kimse Holly’yi Gerry kadar iyi tanımamaktadır. Neyse ki Gerry her şeyi önceden planlamıştır.

Gerry ölmeden once, Holly’ye sadece çektiği acıda değil, kendini yeniden keşfetmesinde de rehberlik edecek bir dizi mektup yazmıştır. İlk mesaj Holly’nin 30. yaş gününde, bir pasta ve Holly’nin şaşırıp kalmasına neden olan bir bant kaydı şeklinde gelir. Kayıtta Gerry eşine dışarı çıkıp “kendisinin kutlamasını” istemektedir. Bunu izleyen haftalar ve aylarda, Gerry’nin yazdığı başka mektuplar, şaşırtıcı yöntemlerle gelir. Holly’yi yeni maceralara yollayan mektupların her biri aynı imzayla bitmektedir: Not: Seni Seviyorum/P.S. I Love You
Holly’nin annesi (Kathy Bates) ve en iyi arkadaşları Denise (Lisa Kudrow) ve Sharon (Gina Gershon), Gerry’nin mektuplarının Holly’yi geçmişe mahkum ettiğini düşünüp endişelenmeye başlarlar ama aslında, her mektup onu yeni bir geleceğe adım adım yaklaştırmaktadır.
Gerry’nin sözlerini rehber edinen Holly evliliğe, dostluğa ve güçlü bir aşkın, ölümün nihailiğini yeni bir hayatın başlangıcına nasıl dönüştürebildiğine dair bu öyküde dokunaklı, heyecanlı ve zaman zaman komik bir yeniden keşfetme yolculuğuna çıkar.”

paths

yol, patika gibi anlamlara gelen Path, Photoshop’ta üzerinde çalışmayı planladığımız image’ların bulunduğu zeminden istediğimiz şekilde çıkarılması için kullanılan bir yöntemdir. Bu yöntemi kullanırken amacımız image üzerine uygulacağımız dekupenin daha hassas olarak bulunduğu zeminden ayrılmasıdır. Image’ı path yapabilmek için ” pen ” aletinin seçilmesi ve onunla path uygulamasının yapılması gerekmektedir.
bu uygulamayı ve path’in kullanımını araç çubuklarından ”pen tool” dersinde anlatmıştım. incelemek isteyenler buraya tıklayabilirler.