mutlu olalım

mutlu olmak için resimde görülen sevimli kibrit kutusu gibi bir kutu hazırlayıp içine de gönlümüzden kopan hediyeler yerleştirip en geç 23 nisana kadar  mutlu olalım‘a göndereceğiz. sonra ne mi olacak.? kibrit kutumuzu alan sıcacık ama hasta yürekler sevinecek, böylece biz de mutlu olacağız. haydi hep birlikte kolları sıvayalım. ayrıntılar yetenek sizinde.

Sonunda ben de mimlendim:))

uzun zamandır bu mim nedir, nasıl yapılır, insanlar birbirini neden mimler, iyi birşeyse beni neden kimse mimlemiyor gibi sorular sorup duruyordum kendime. sağolsun masal arkadaşım beni mimlemiş ama haberim olmamış. yaa keşke insanlar birbirini mimleyince mail ya da bloga yorum atıp seni mimledim falan deseler. ya şimdi ben mimlenir ama farkında olmazsam? haha haaa  bu mim olayını abarttığımın farkındayım:))

en iyisi ben mimi cevaplamaya geçeyim. masal kendini 7 madde ile anlatır mısın demiş. bir deneyelim bakalım.

madde 1: çok duygusalım
madde 2: yalan söylemem, söyleyeni de sevmem.
madde 3: düzenliyimdir.
madde 4: kendini beğenen insanlardan nefret ederim.
madde 5: hedeflerim, hayallerim hiç bitmez.
madde 6: hemen kızar, ufak bir tebessüm ile sakinleşirim.
madde 7: sevdiklerim için canımı bile verebilirim, ama gerçekten sevmem lazım…

güzelmiş bu mim olayı, yeni mimler bekliyorum. ayy mim delisi miyim ne:))
şimduuuu o zaman ben deee seyhanı, bahar ve kızısı yağmuru bir de çiğdem’le mutfaktayı mimliyorum, hadi bakalım şimdi de siz anlatın kendinizi, ama sadece 7 madde ile.
Posted in mim

kahveli kurabiye

tarifi selin‘in sitesinden aldım. kahveye düşkünlüğüm olduğu için heralde bu kurabiyelere bayıldım. sütlü nescafe ya da sade süt ile süper gidiyor. bol bol yapıp  misafirler için kavanozlarda saklamalı…

Malzemeler:

250 gr. yumuşak tereyağı
1,5 su bardağı pudra şekeri
1 su bardağı nişasta
1 yumurta
3 dolu yemek kaşığı türk kahvesi
1 dolu yemek kaşığı kakao
2 paket premium vanilya
2,5 su bardağından biraz az un
1 paket kabartma tozu

hazırlanışı: Tereyağını küçük parçalara bölüp hamuru yoğuracağınız kaba alın. Üzerine pudra şekeri, türk kahvesi, kakao, vanilya ve nişastayı ilave edip elinizle iyice karıştırın. Yumurtayı ilave edip karıştırmaya devam edin.
Karışım pürüzsüzleştiğinde un ve kabartma tozunu ilave edip yoğurmaya başlayın. Hamurun kıvamı elinize yapışmayan, parmağınızla bastırdığınızda parmağınızın izi kalacak şekilde oluyor.
Hamuru 15 dakika buzdolabında bekletin.  Fırınınızı 175 dereceye ayarlayıp ısıtın.
Hamuru merdaneyle 1/2 cm kalınlığında (kalın olmasın yani,bisküvi gibi olmasını istiyoruz bu kurabiyelerin çünkü) açın ve dilediğiniz kurabiye kalıpları ya da benim yaptığım gibi geniş ağızlı bir bardak yardımıyla keserek yağlı kağıt serilmiş tepsiye dizin.
Kurabiyelerin üzerini dilerseniz damla çikolata ya da kahve çekirdeği ile süsleyin, önceden ısıtılmış fırında 15-20 dakika pişirin.
Kurabiyelerin altını kontrol edin, altı hafif kızarmaya başlamışsa fırından alın. Fırından alır almaz tepsiden çıkarmayın. Dağılmamaları için kurabiyelerin biraz soğumasını bekleyin.

zeytinli havuç salatası

bu defa zeytini sadece süsleme amaçlı değil, salatamın içinde de kullandım. tamam zeytinleri doğrama aşaması biraz zahmetli oldu ama sonuç gayet iyiydi. bence siz de üşenmeyin, deneyin;)

malzemeler: 2 ader havuç
                   1 küçük turp
                   15-20 adet yeşil zeytin
                   süslemek için 5-6 adet salatalık turşusu
sos için: zeytinyağ, limon, tuz

hazırlanışı: havuç ve turp rendelenir, doğranıp çekirdekleri çıkarılmış zeytinlerle karıştırılır. sos eklenip iyice harmanlandıktan sonra istenildiği şekilde süslenir.

bol vitaminli salata

salatanın isminden de anlayabileceğiniz üzere içerisinde ne ararsanız var:) tarifi arkadaşım Ayşe’den esinlenerek hazırladım, ismin patenti ise bana ait:) bu kadar çok şeyi karıştırdıktan sonra lezzetinden yana korkmuştum ilk seferinde ama tadına bakınca hiç te pişman olmadım. hatta içerisindeki birçok sebzeyi normalde ağzına bile sokmayan kocişim bile beğendi:)
not: malzemeler kısmına miktar yazmıyorum artık siz kaç kişilik yapacaksanız ona göre ayarlarsınız:)
malzemeler: karnıbahar
                  brokoli
                  patates
                  beyaz lahana
                  mor lahana
                  marul
                  havuç
                  mısır
sos için: zeytinyağı, limon, tuz
hazırlanışı: karnıbahar, brokoli ve patates haşlanıp minik minik doğranır. beyaz ve mor lahana incecik kıyılıp sirke dökülerek bekletilir.marul ve havuçta ince ince doğranıp tüm malzemeler karıştırılır, mısır ve sosu da ilave dilip servise sunulur.
                 

garnitürlü makarna salatası

poğça-börek gibi ikramların yanında hem pratik hem de doyurucu olduğu için genelde garnitürlü makarna salatası hazırlayıp kaselerde sunarım. ahh makarna iyi ki varsın ve iyi ki sevmeyenin yok denecek kadar az:)

malzemeler: 1 paket makarna (yüksük ya da boncuk tavsiye edilir)
                  1 kutu garnitür (hazır kullanmak istemeyenler patates, havuç ve bezelyeyi kendileri haşlayarak kullanabilirler.)
                  500 gr. yoğurt
                  1-1,5 çay bardağı mayonez
                  tuz, pulbiber

hazırlanışı: makarna haşlanıp süzülerek salatanın karıştırılacağı kaba alınır. başka bir kapta yoğurt biraz su eklenip çırpılarak pürüzsüz kıvama getirildikten sonra üzerine mayonez ve tuz ilave edilerek karıştırılır. garnitür yıkanıp süzüldükten sonra karışıma ilave edilir. yoğurtlu sos ve makarna buluşturulup iyice karıştırılır. ister bu halde istenirse servis sırasında pulbiberi ile süslenir.

mantar çorbası

geçenlerde ilk kez mantar çorbası denemiş ve fotoğrafını çekmiştim. artık sizinle paylaşma zamanı diye düşünüyorum. tarif arkadaşım nagehan’a ait ( nagehaaaan sağol canım:) tabii bazı değişiklikler yapmış olabilirim.

malzemeler: 1 küçük boy kuru soğan
                   2 çorba kaşığı un
                   1 çorba kaşığı tereyağ
                   2 su bardağı süt
                   3 su bardağı ılık su
                   250-300 gr mantar (yıkanıp temizlenmiş)
                   tuz, karabiber

hazırlanışı: soğan minicik doğranıp tereyağında kavrulur, pembeleşmeye başlayınca un eklenir ve karıştırılmaya devam edilir. un da hafif kavrulunca yavaş yavaş süt eklenir, un içerisinde tamamen kayboluncaya kadar karıştırılır. küp küp doğranmış mantarlar ve su eklenerek kaynamaya bırakılır. kaynadıktan sonra tuz ve karabiber ilave edilerek bir miktar daha pişirilir.
çorba piştikten sonra isteyen blendırdan geçirip servise sunabilir. ben mantarları ağzımda hissedebilmek için blendırdan geçirmedim:)

Up

Animasyon seviyor, tüm aile birlikte keyifle izleyebileceğiniz bir film arıyorsanız, işte size benden bir öneri: UP(Yukarı bak) bu filmde biraz macera, biraz komedi, biraz da dram bulacaksınız. birbirini seven iki karı kocanın hem mutlu hem hazin hikayesinden sonra meraklı ve azimli bir çocukla çıkılan macera dolu bir yolculuk gayet başarılı bir şekilde sizleri bekliyor filmde.
film hakkında daha fazla bilgi isterseniz:
Hayatı boyunca yaşamak istediği macera hayalini gerçekleştirmek için evine binlerce balon bağlayıp Güney Amerika’nın vahşi doğasına doğru yolculuğa çıkan 78 yaşındaki baloncu Carl Fredricksen’ın hikayesinin anlatıldığı yeni bir komedi. Ancak Carl, yolculuğa başladıktan sonra en büyük kabusunu da yanında götürmekte olduğunu fark eder: fazlasıyla iyimser, doğa kaşifi 8 yaşındaki Russel’ı.

sevgililer gününün ardından, İskender Pala ve Aşk

bu yıl sevgililer gününde bir değişiklik yaptık ve başbaşa geçirmek yerine memlekete gittik, hediye olarak da ben eşime ”annesini” o da bana ”annemi” verdi. şimdiye kadar aldığım hediyeler içinde en paha biçilmezi buydu, anneden-anneyle birlikte olmaktan daha kıymetli bir hediye olabilirmi ki zaten?annecim benim, seni öyle çok özlemişim ki, çok iyi geldi bu 2 gün bana. iyi ki varsın!..
ve sevgilim, eşim, herşeyim. ömrümün bütün sevgililer günlerini, aslında bütün günlerini seninle geçirmek istiyorum ben. öyle mutluyum ki seninle ve öyle çok seviyorum ki seni… canımmmmsın benim:)
aslında niyetim bunları yazmak değildi, nerden çıktı şimdi tüm bu cümleler:) neyse en iyisi sadede geleyim ben, başlığı okuyup merak edip gelenler vardır belkide, onlara haksızlık etmemek lazım değil mi.
dün gece habertürk’te Fatih Altaylının konuğu İskender Pala’ydı. aşk hakkında çok güzel şeyler konuşuldu, müthiş beyitler okundu. edebiyata ilgisiz olanların bile sıkılmadan izleyeceklerine emin olduğum bir programdı. iskender pala bir hikayecik anlatarak bitirdi sohbetini, bu hikayeciği sizinle paylaşmak istedim ben de. bunca laf salatası sırf bu hikayeciği yazabilmek içindi aslında:)
”diyarın birinde sevgilisine aşık bir genç kız yaşarmış. bu gençkız sepetini koluna takmış sevgilisine doğru giderken yolda bir dervişe rastlamış.
 derviş genç kızı durdurmuş ve sormuş: -nereye gidiyorsun?
genç kız: sevgilime elma götürüyorum , demiş.
derviş: peki kaç tane? diye sorduğunda genç kız biraz kızarak cevap vermiş:
sevgiliye giden şeyin hesabımı olur?!
derviş bu cümleden öyle etkilenmiş ki hırkasının altında saklı bulunan tesbihini çıkarmış ve koparıp atmış…”

p.s.habertürk televizyonunda pazar geceleri yayınlanan Fatih Altaylı ile Teke Tek programını herkese tavsiye ederim. çok güzel konukları oluyor genellikle.

Aile İçi iİetişim 2

uzman danışman psikolog Yasemin Yalçın Aktosun’un seminerinde tutulmuş notlarımdan ibaret olan ”Aile içi iletişim” konulu yazının devamıdır.
*çocuk hayatında 3 riskli dönem vardır. bunlar: doğum dönemi
                                                                        ön ergenlik dönemi (3-6 yaş)
                                                                        ergenlik dönemi (8-20 yaş)
*doğum dönemi travmatik bir dönemdir. çünkü çocuk anne karnında sükunetli, sıcak, sakin bir ortamdayken soğuk, gürültülü, karışık bir aleme geçer ve doğal olarak bir travma yaşar. (biz şehir değiştirdiğimizde bile uykularımız bozulur.)
*çocuğun bu travmayı en kolay bir şekilde atlatabilmesi için doğumun ardından ilk 2 dakikada annenin bağrına yatırılmalı ve kalp atışlarını duyması sağlanmalıdır. çocuk annenin kalp atışlarını duyduğunda ”ohh, doğru yerdeyim” der. doğum sezeryanla gerçekleştiyse bile daha anne ayılmadan bebek annenin üzerine koyulabilir. çünkü çocuk anneyle ne kadar çabuk buluşursa ruh sağlığı o kadar iyi olur.
*3-6 yaş dönemini kapsayan ön ergenlik döneminde çocuk varlığını ve dünyayı yeni keşfediyordur. herşeyin onun olduğunu ve herşeyin onun istediği şekilde olmasını ister. bu nedenle çabuk sinirlenebilir, hırçın olabilir. güneşin doğmamasına da, karın yağmasına da sinirlenip ağlayabilir.
*çocuğun bu dönemi kolay atlatabilmesi için anne baba son derece sakin ve kendinden emin olmalıdır. çocukla asla inatlaşılmamalı, sinirlendiğinde ilgisi dağıtılmalı, bol duş aldırılmalı, ev sakin bir ortam haline getirilmeli.  ses azaltılmalı, tv açılmamalı ya da kısık sesle izlenmeli, yüksek sesle konuşulmamalı, mümkün olduğunca alışveriş merkezlerinden uzak durulmalı. çocuk ne kadar doğal bir ortamda yetişirse o kadar sakin olur.
* evde kısık tınılı ses olması da yardımcı olabilir. klasik müzik, ya da kur’an-ı kerim kısık sesle açılıp dinlenebilir. bu hem çocuğun zihnini açacak hem de sakinleşmesini sağlayacaktır.
*çocuk hırçınlık yaptığındaa bağırılmamalı, hakaret edilmemeli, asla şiddete başvurulmamalı. unutmayın ki çocuk taklit ederek büyür.
*ön ergenlik dönemindeki çocuklar paylaşmayı bilmiyor olabilirler. ona bunu öğretmek istiyorsak eşimizle birlikte bir drama yapabiliriz. mesela sofraya oturulduğunda baba anneye al canım ekmeğimin yarısını seninle paylaşayım dediğinde anne teşekkür eder ve mutlu olduğunu gösterirse çocuk paylaşmanın güzel birşey olduğunu düşünecektir.
*8-20 yaş dönemini kapsayan ergenlik döneminde ise çocuk ”ben kimim, bu dünyadaki anlamım ne, kimi örnek almalıyım..?” gibi soruları kendine sormaya başlar. ve bir süre anne babayı hayatından çıkarır, onlar fazla birşey bilmiyorlardır, hayatındaki en önemli varlıklar arkadaşlarıdır. onlar tarafından sevilecek, takdir edilecek şekilde giyinmeye ve davranmaya başlar.
*anne-babalar asla çocuklarının arkadaşlarıyla kendilerini kıyaslamamalılar. bak o sana böyle yaptı ama ben hep senin iyiliğini istiyorum gibi kıyaslamalara girerseniz onlarda sizi kıyaslamaya başlar. arkadaşlarını eleştirirseniz sizi silebilir.
*eleştirmek yerine yapcı olmaya çalışın. çocuk yaptıklarından dolayı evde eleştiriliyor dışarıda ise onay görüyorsa dışarı gider. dinlediği müzik, giydiği kıyafetler, saç tarzı sizin hoşunuza gitmeyen bir şekilde olabilir, yine de eleştiriden uzak durun, sohbet eder bir tarzda konuşmaya çalışın. örn: evet bu sana yakışmış ama sanki biraz boyunu kısa göstermiş…
çocuk eğitiminde püf noktalar
* çocuk anne-babaya hayran olarak dünyaya gelir. ona zayıf yönlerinizi göstermeyin
*ne duygusallığınızı kullanıp seni sevmem, bak küserim gibi şeyler söyleyin ne de katı otoriteyle işini halleden bir ebeveyn olun. olmamız gereken ”iyi kalpli ve kararlı ebeveyn” olmak.
*söz verin ve arkasında durun.
* çocuğunuzu herşeye rağmen sevin ve bunu dile getirin.
*karşılıklı saygıyı ihmal etmeyin. (2 yaşını doldurmuş her çocuğun odasına kapısı çalınarak girilmeli.)
*özel anlarınız ve paylaşımlarınız olsun.
*her akşam 5 dk. tv., bilgisayar vs. kapatıp dizdize oturup meyve yiyin, sohbet edin.
*her akşam 2 dk. çocuğunuzun dünyasına dolu dolu girin. ”bugün sana sımsıcacık sarılmak istiyorum, bugün oğlumla güzel bir karar almalıyız, bugün seninle birlikte limonata içelim mi?” gibi şeyler söyleyin ve bunları yaparken içten olun.
*evin gücü, otoritesi, reisi babadır. baba evine bağlı, evden haberdar, hanımının derdiyle, çocuklarının sıkıntılarıyla alakadar olmalıdır.
*anne evin sultanıdır. eve güzel enerji vermeli, güleryüzlü olmalıdır.
                                                                 THE END:)