Up

Animasyon seviyor, tüm aile birlikte keyifle izleyebileceğiniz bir film arıyorsanız, işte size benden bir öneri: UP(Yukarı bak) bu filmde biraz macera, biraz komedi, biraz da dram bulacaksınız. birbirini seven iki karı kocanın hem mutlu hem hazin hikayesinden sonra meraklı ve azimli bir çocukla çıkılan macera dolu bir yolculuk gayet başarılı bir şekilde sizleri bekliyor filmde.
film hakkında daha fazla bilgi isterseniz:
Hayatı boyunca yaşamak istediği macera hayalini gerçekleştirmek için evine binlerce balon bağlayıp Güney Amerika’nın vahşi doğasına doğru yolculuğa çıkan 78 yaşındaki baloncu Carl Fredricksen’ın hikayesinin anlatıldığı yeni bir komedi. Ancak Carl, yolculuğa başladıktan sonra en büyük kabusunu da yanında götürmekte olduğunu fark eder: fazlasıyla iyimser, doğa kaşifi 8 yaşındaki Russel’ı.
Reklamlar

sevgililer gününün ardından, İskender Pala ve Aşk

bu yıl sevgililer gününde bir değişiklik yaptık ve başbaşa geçirmek yerine memlekete gittik, hediye olarak da ben eşime ”annesini” o da bana ”annemi” verdi. şimdiye kadar aldığım hediyeler içinde en paha biçilmezi buydu, anneden-anneyle birlikte olmaktan daha kıymetli bir hediye olabilirmi ki zaten?annecim benim, seni öyle çok özlemişim ki, çok iyi geldi bu 2 gün bana. iyi ki varsın!..
ve sevgilim, eşim, herşeyim. ömrümün bütün sevgililer günlerini, aslında bütün günlerini seninle geçirmek istiyorum ben. öyle mutluyum ki seninle ve öyle çok seviyorum ki seni… canımmmmsın benim:)
aslında niyetim bunları yazmak değildi, nerden çıktı şimdi tüm bu cümleler:) neyse en iyisi sadede geleyim ben, başlığı okuyup merak edip gelenler vardır belkide, onlara haksızlık etmemek lazım değil mi.
dün gece habertürk’te Fatih Altaylının konuğu İskender Pala’ydı. aşk hakkında çok güzel şeyler konuşuldu, müthiş beyitler okundu. edebiyata ilgisiz olanların bile sıkılmadan izleyeceklerine emin olduğum bir programdı. iskender pala bir hikayecik anlatarak bitirdi sohbetini, bu hikayeciği sizinle paylaşmak istedim ben de. bunca laf salatası sırf bu hikayeciği yazabilmek içindi aslında:)
”diyarın birinde sevgilisine aşık bir genç kız yaşarmış. bu gençkız sepetini koluna takmış sevgilisine doğru giderken yolda bir dervişe rastlamış.
 derviş genç kızı durdurmuş ve sormuş: -nereye gidiyorsun?
genç kız: sevgilime elma götürüyorum , demiş.
derviş: peki kaç tane? diye sorduğunda genç kız biraz kızarak cevap vermiş:
sevgiliye giden şeyin hesabımı olur?!
derviş bu cümleden öyle etkilenmiş ki hırkasının altında saklı bulunan tesbihini çıkarmış ve koparıp atmış…”

p.s.habertürk televizyonunda pazar geceleri yayınlanan Fatih Altaylı ile Teke Tek programını herkese tavsiye ederim. çok güzel konukları oluyor genellikle.

Aile İçi iİetişim 2

uzman danışman psikolog Yasemin Yalçın Aktosun’un seminerinde tutulmuş notlarımdan ibaret olan ”Aile içi iletişim” konulu yazının devamıdır.
*çocuk hayatında 3 riskli dönem vardır. bunlar: doğum dönemi
                                                                        ön ergenlik dönemi (3-6 yaş)
                                                                        ergenlik dönemi (8-20 yaş)
*doğum dönemi travmatik bir dönemdir. çünkü çocuk anne karnında sükunetli, sıcak, sakin bir ortamdayken soğuk, gürültülü, karışık bir aleme geçer ve doğal olarak bir travma yaşar. (biz şehir değiştirdiğimizde bile uykularımız bozulur.)
*çocuğun bu travmayı en kolay bir şekilde atlatabilmesi için doğumun ardından ilk 2 dakikada annenin bağrına yatırılmalı ve kalp atışlarını duyması sağlanmalıdır. çocuk annenin kalp atışlarını duyduğunda ”ohh, doğru yerdeyim” der. doğum sezeryanla gerçekleştiyse bile daha anne ayılmadan bebek annenin üzerine koyulabilir. çünkü çocuk anneyle ne kadar çabuk buluşursa ruh sağlığı o kadar iyi olur.
*3-6 yaş dönemini kapsayan ön ergenlik döneminde çocuk varlığını ve dünyayı yeni keşfediyordur. herşeyin onun olduğunu ve herşeyin onun istediği şekilde olmasını ister. bu nedenle çabuk sinirlenebilir, hırçın olabilir. güneşin doğmamasına da, karın yağmasına da sinirlenip ağlayabilir.
*çocuğun bu dönemi kolay atlatabilmesi için anne baba son derece sakin ve kendinden emin olmalıdır. çocukla asla inatlaşılmamalı, sinirlendiğinde ilgisi dağıtılmalı, bol duş aldırılmalı, ev sakin bir ortam haline getirilmeli.  ses azaltılmalı, tv açılmamalı ya da kısık sesle izlenmeli, yüksek sesle konuşulmamalı, mümkün olduğunca alışveriş merkezlerinden uzak durulmalı. çocuk ne kadar doğal bir ortamda yetişirse o kadar sakin olur.
* evde kısık tınılı ses olması da yardımcı olabilir. klasik müzik, ya da kur’an-ı kerim kısık sesle açılıp dinlenebilir. bu hem çocuğun zihnini açacak hem de sakinleşmesini sağlayacaktır.
*çocuk hırçınlık yaptığındaa bağırılmamalı, hakaret edilmemeli, asla şiddete başvurulmamalı. unutmayın ki çocuk taklit ederek büyür.
*ön ergenlik dönemindeki çocuklar paylaşmayı bilmiyor olabilirler. ona bunu öğretmek istiyorsak eşimizle birlikte bir drama yapabiliriz. mesela sofraya oturulduğunda baba anneye al canım ekmeğimin yarısını seninle paylaşayım dediğinde anne teşekkür eder ve mutlu olduğunu gösterirse çocuk paylaşmanın güzel birşey olduğunu düşünecektir.
*8-20 yaş dönemini kapsayan ergenlik döneminde ise çocuk ”ben kimim, bu dünyadaki anlamım ne, kimi örnek almalıyım..?” gibi soruları kendine sormaya başlar. ve bir süre anne babayı hayatından çıkarır, onlar fazla birşey bilmiyorlardır, hayatındaki en önemli varlıklar arkadaşlarıdır. onlar tarafından sevilecek, takdir edilecek şekilde giyinmeye ve davranmaya başlar.
*anne-babalar asla çocuklarının arkadaşlarıyla kendilerini kıyaslamamalılar. bak o sana böyle yaptı ama ben hep senin iyiliğini istiyorum gibi kıyaslamalara girerseniz onlarda sizi kıyaslamaya başlar. arkadaşlarını eleştirirseniz sizi silebilir.
*eleştirmek yerine yapcı olmaya çalışın. çocuk yaptıklarından dolayı evde eleştiriliyor dışarıda ise onay görüyorsa dışarı gider. dinlediği müzik, giydiği kıyafetler, saç tarzı sizin hoşunuza gitmeyen bir şekilde olabilir, yine de eleştiriden uzak durun, sohbet eder bir tarzda konuşmaya çalışın. örn: evet bu sana yakışmış ama sanki biraz boyunu kısa göstermiş…
çocuk eğitiminde püf noktalar
* çocuk anne-babaya hayran olarak dünyaya gelir. ona zayıf yönlerinizi göstermeyin
*ne duygusallığınızı kullanıp seni sevmem, bak küserim gibi şeyler söyleyin ne de katı otoriteyle işini halleden bir ebeveyn olun. olmamız gereken ”iyi kalpli ve kararlı ebeveyn” olmak.
*söz verin ve arkasında durun.
* çocuğunuzu herşeye rağmen sevin ve bunu dile getirin.
*karşılıklı saygıyı ihmal etmeyin. (2 yaşını doldurmuş her çocuğun odasına kapısı çalınarak girilmeli.)
*özel anlarınız ve paylaşımlarınız olsun.
*her akşam 5 dk. tv., bilgisayar vs. kapatıp dizdize oturup meyve yiyin, sohbet edin.
*her akşam 2 dk. çocuğunuzun dünyasına dolu dolu girin. ”bugün sana sımsıcacık sarılmak istiyorum, bugün oğlumla güzel bir karar almalıyız, bugün seninle birlikte limonata içelim mi?” gibi şeyler söyleyin ve bunları yaparken içten olun.
*evin gücü, otoritesi, reisi babadır. baba evine bağlı, evden haberdar, hanımının derdiyle, çocuklarının sıkıntılarıyla alakadar olmalıdır.
*anne evin sultanıdır. eve güzel enerji vermeli, güleryüzlü olmalıdır.
                                                                 THE END:)

Aile İçi İletişim

dün eşimle birlikte Uzman Danışman Psikolog Yasemin Yalçın Aktosun’un ”Aile içi iletişim” konulu seminerine katıldık. eşlerin birbirleriyle ve çocuklarıyla iletişimlerindeki doğrular ve yanlışlardan bahsetti. çok akıcı, çok faydalı bir seminerdi. çıkışta eşimle birlikte birbirimize bakıp ”ne çok yanlışımız varmış değil mi?” dedik. eminim birçok çift bu soruyu birbirine sormuştur.
şimdi tuttuğum notları kısaca sizinle paylaşmak istiyorum:
*herkes kendine sormalı ben nasıl bir insanım? doğrularım-yanlışlarım neler?
  ben nasıl bir eşim? bir eş olarak doğru ve yanlışlarım neler?
  ben nasıl bir anne-babayım? anne ya da baba olarak doğrularım-yanlışlarım neler? tüm bu soruların cevaplarını bulup yanlışlarımızı düzeltmekle başlamalıyız işe.
*bir kadın veya erkek çocukluğunda birtakım sorunlar yaşamışsa bu sorunları eşine ve çocuğuna yansıtır. örneğin bir kadın hiç iltifat görmediyse kızının sürekli iltifat görmesini ister ve çocuğu sürekli güzel giydirmeye, süslemeye çabalar. oysa çocuk bundan hoşlanmıyor, hatta rahatsız oluyor olabilir.
 veya bir baba okumak istemiş ama okuyamamışsa çocuğunu sürekli kurslara gönderir, özel dersler aldırır ama çocuğun o yönde bir isteği ya da kabiliyeti yoksa babanın bu tutumu ters tepebilir.
*anne-babalar kendi sorunlarını- zaaflarını çözmeden çocuklar üzerinde baskı kurmamalıdırlar.
* çocuklar hızımıza yetişebilmek için öğrenemeden büyüyorlar. örneğin dışarı çıkılacak ve çocuğa çoraplarını getir ya da giy diyoruz. çocuk tam çoraplarını aldığı sırada çekmecenin raylı olduğunu farkediyor ve açıp kapatıyor, açıp kapatıyor, biz ”hadiiii” diye bağırıyoruz. çocuk korkudan bırakıyor, bu defa da çorapların nasıl içiçe geçmiş olduklarına takılıyor ve onları incelemeye koyuluyor ki biz yine bağırıyoruz ”çabuk ool, bak bir daha seni hiçbir yere götürmeyeceğim!” çocuk üzülüyor, oysaki o    kendisi için çok faydalı bir süreç olan -inceleyerek öğrenme- sürecini yaşıyordu. fakat biz geç kalmamak adına onu bu süreçten mahrum bıraktık.
*dökmesin ya da doysun diye yemeğini biz yediririz, çocuk öğrenemez. kolaylık olsun diye cırtcırtlı ayakkabı alırız, bağcık bağlamayı öğrenemez. yeni yürümeye başladığında dört tarafa minderler koyarız, düştüğünde canının acıyacağını öğrenemez.
*istediğiniz kadar nasihat edin, çocuk sizden gördüğünü alır!
*anne-baba daha bebeklikten itibaren herşeye hayır derse çocuk 15 yaşına geldiğinde anne-babanın çocuğun gözünde hiçbir ehemmiyeti kalmayacaktır. çünkü o anne baba artık hayırlarını tüketmiştir.
*evinizin iklimi nasıl? evin iklimini karı-koca oluşturur. karı-koca buluttur, eğer kararıp çarpışırlarsa çocuk ıslanır, sular altında kalır.  tam tersine karı-koca masmavi gökyüzünde iki bulutsa hafif açılıp çocuklarına güneşli bir dünya sunarlar.
*çocuk anne-babayı dünyanın kendisine verdiği ilk promosyon olarak görür ve dünyayı onlarla tanır. anne-baba birbirine bağırıyor, agresif davranıyorlarsa çocuk dünyayı öyle görür ve kimse bana bağırmadan ben bağırayım diyerek agresif tavırlar sergiler ya da kimse bana bağırmasın diye ben susayım, hiçbirşeye karışmayayım diyerek içine kapanır.
*çocuk tam anne ya da babsıyla güzel vakit geçiriyorken eşlerden biri diğerine sert davranır ya da surat asarsa çocukta güvensizlik oluşur. evet benim annem (ya da babam) iyi bir kadın fakat bana gülerken babamı tersledi. demek ki maskeli. demek ki birgün beni de tersleyebilir. demek ki annem-babam (bu dünya) güvenilmez! diye çıkarımda bulunur.
*çocuğun hafızası bomboştur. anne-babadan alır, hafızasını doldurur. ahiretteki kameradan önce sizi kameraya alır, bebekken alır kaydeder, çocukken alır kaydeder, ergenlikte alır kaydeder ve 20 yaşına geldiğinde alıp kaydettiği herşeyi davranışlarıyla sergiler.
*eşinize nasıl hitap edersiniz? mutlaka bir hitabınız olmalı ve onu sahiplenmelisiniz. birbirinize mutlaka saygılı davranmalısınız ve çocuk anne ya da babaya saygısız davrandığında mesela bağırdığında ” bak yavrum şu an çok gergin olabilirsin ama o senin annen (baban) ve benim de karım. ona böyle saygısız davranmana izin veremem.) demeliyiz.
*eve girerken birbirimizi karşılamalıyız. evde biri varsa ev halkından biri içeriye gireceği vakit anahtar kullanmamalı. birbirimizden habersiz, herkes kendi dünyasını yaşamamalı.
*birbirimize sevgimizi dile getirelim, hediyeleşelim.
*eşimiz yanlış davranıyorsa biz de yanlış davranmak zorunda değiliz. satranç oynamıyoruz, o şunu yaptı, ben de bir hamle yapmalıyım. şah-mat diyemeyiz.
*benim çocuğum gerçekte nasıl bir çocuk? sorusunu kendimize sormalı ve çocukları hayallerimizdeki gibi değil oldukları gibi kabullenmeyi bilmeliyiz. kabiliyetlerini farkedip o yönde ilerlemesine yardımcı olmalıyız. yoksa hayalimizdeki şekilde yetiştirmeye çalışırsak çocuk da biz de üzülebiliriz.
*gebelik tek taraflı değildir. erkekler benim karım hamile deyip kenara çekilmemeli!
* kadının en iyi psikoloğu kocasıdır. 3 seanslık psikoterapi yerine erkek akşam eve geldiğinde hanımının alnına içten bir buse kondurup ” karıcığım ben seni de çocuklarımızı da çok seviyorum” dediğinde tüm sorunlar çözülecektir.
* çocuğunuzun tırnak yeme, alt ıslatma, hırçınlık vs. gibi problemleri varsa ”çocuğumdan bana mesaj var” demeliyiz. çocuk anlatmak istediklerini, problemlerini ancak öyle anlatabiliyordur.
*çocuğumuz bizim aynamızdır. çocuğunuza bakın, nasıl biri olduğunuzu anlayın!
aslında daha devamı var ama onları başka bir zamana bırakmak istiyorum çünkü yeterince uzun bir yazı oldu bile:)

turkuaz taşlı yüzüğüm

cumartesi pasaj.com’dan ilk alışverişimi yaptım ve neredeyse hergün bloğuna uğradığım, çektiği fotoğrafları zevk ve hayranlıkla izlediğim fotoğraf penceremden adlı bloğun sahibesi sevgili ceyda’nın kendi elleriyle yaptığı turkuaz taşlı yüzüğü sipariş ettim. bugün siparişim elime ulaştı, aslında böyle kocaman yüzükler takmam pek ama yine de bunu sevdim. ceyda’cım ellerine sağlık:)
turkuaz taşının özelliklerine gelecek olursak:
Turkuaz taşının fiziksel etkileri
…Tansiyonu düzenler ve kalp hastalıklarına iyi gelir.
…Sindirim sorunları için; kemer tokası, bileklik ya da yüzük olarak kullanılabilir.
Metafiziksel ve psikolojik etkileri
…Nazara karşı etkilidir.
…Kaygıyı teskin eder.
…Cinsel cazibeyi ve kadınlık özelliklerini artırır.
…Takı olarak, hergün kullanılabilecek bir taştır. Özellikle gümüş içine gömüldüğünde etkisi artar ve dengeyi sağlar.
…Kendisini taşıyan kişilerin iyileştirici güçlerini artırır ve bilgeliklerini artırmalarına yardımcı olur.
…Kederli insanların kederlerini gidermede, ya da bir olayın şokunu yaşayan kişileri o halden kurtarmada faydalıdır. Onlara, bu durumdaki kişilerin ihtiyacı olan huzur duygusunu verir.

peynir+ıspanaklı börek

malzemeler:  5 adet hazır yufka
                      yarım kg’dan az ıspanak(temizlendikten sonra hafif kavrulmuş)
                      200 gr. lor peyniri (tuzlanmış)
sos için:         2 yumurta
                      1 su bardağı süt
                    1/2 su bardağı yağ

hazırlanışı:  böreğin pişirileceği tepsi yağlanıp ilk yufka kenarları tepsinin dışında kalacak şekilde serilir, üzerine sostan bir miktar serpilir, 2. yufka gelişigüzel şekilde serilip sos serpilir, ıspanak ve lor karıştırılarak elde ettiğimiz iç harcın yarısı sosun ardından döşenir. bu işlemden sonra 3. yufka serilir, ardından sos, ardından da iç harcın kalanı döşenir. 4. yufka aynı işlemlerden geçirilir, 5. yufkayı da serdikten sonra ilk yufkanın dışarıda kalen kenarları ile kapatılır. börek istenildiği şekilde kesilir ve üzerine kalan sos boşaltılır.
tüm bu işlemlerden sonra 175 derecede önceden ısıttığımız fırında pişirip, çıkardıktan sonra üzerine hafif su serpmek ve bir bez örtmekle yumuşacık bir börek bizi afiyetle yenmek için bekliyor olacaktır:)

pazar gününden anılar

bu pazar kahvaltımızı ettikten sonra biraz hava almak aynı zamanda alışveriş yapabilmek için real‘e gitmiştik, bizim küçükhanım öyle eğlendi ki kıskandık ve hep onu mu eğlendireceğiz, biraz da biz eğlenelim diyerek eşimle masa hokeyi oynadık. 5-3 yenildim:( aslında eskiden ondan iyi oynardım:)
velhasıl soğuk havada yapılabilecek çok fazla seçenek olmadığı için bu tatil günümüzü de alışveriş merkezinde geçirdik. laptoplar, kitaplar ve oyuncaklar bölümünde bol bol durduk, fikir alışverişinde bulunduk, eee az biraz da alışveriş yaptık tabii… yaz gelse de pazar günlerimizi kapalı mekanlar yerine yemyeşil çimenler üzerinde geçirsek. 🙂
bu daaa gezmekten yorulmuş ve kurt gibi acıkmış 3 insanın ikindi yemeği, KUMPİR:)