Bir film önerisi: Pan’s Labyrinth

İspanya’nın karanlık dönemlerini anlatan, peri masallarının hafifliği ile savaşın şiddetini aynı anda, aynı etkiyle bizlere yansıtan bir film.
film boyunca, kah periler aleminde düşler kuruyor, kah acımasız faşizmin kanlı görüntüleriyle savaşıyorsunuz.
bir de ”ne olursa olsun umudunuzu kaybetmeyin, eğer sonuna kadar mücadele ederseniz düşleriniz gerçek olur” diyor Pan’ın Labirenti.
izlemeye değer bir film. ama şiddet sahneleri dolayısıyla +18 olduğunu unutmayalım, benden söylemesi:)
Filmin özeti:

1944 yılı İspanya’sında, sivil savaş kargaşası sona ermiş görünse de, Navarra’nın kuzeyindeki dağlık bölgelerde çatışmalar sürmektedir. Kendi hayal dünyasında yaşayan 10 yaşındaki Ofelia, hamile annesi Carmen’le birlikte, Navarra’ya, üvey babası Kaptan Vidal’in yanına gider.

Kaptan Vidal, faşist yönetimin emrinde çalışan ve sınırları isyancılardan temizlemekle görevli bir memurdur. Sert mizacı ve otoriter tavrı nedeniyle üvey babasıyla en ufak bir yakınlık kuramayan Ofelia, bir gün arka bahçelerinde, esrarengiz bir labirent keşfeder. Bu labirentin içinde tanıştığı, gövdesinin yarısı insan yarısı yaratık olan Pan’la yaşayacakları, Ofelia’nın bütün yaşamını değiştirecektir.

Yönetmen : Guillermo Del Toro
Senaryo :
Guillermo Del Toro  
Oyuncular:Ivana Baquero  , Doug Jones  , Ariadna Gil  , Roger Casamajor  , Cesar Vea , Sergi López  , Maribel Verdú

Reklamlar

büyüyor muyuz ne?

-tatlım oyuncaklarını toplayabilir misin?
– belki bileyim belki bilmem!
-kuşum çişin var mı?
-vay ama menim!
-zeynebim hadi gidelim.
– oyaya mı, buyaya mı?
-sen hangi arada büyüdün de böyle konuşmayı öğrendin…
-anne 3’te?!
-:))

patatesli poğaça ve kakaolu ıslak kek

çalışmaya başlayalı bizim evde pek görülmeyen şeyler yiyoruz bu aralar. hayırdır inşallah, mikkemmel(?!) bir kadın mı olacağım yoksa:))
Patatesli Poğaça
tarif  hünerli bayanlardan, ve ilk denemede süper sonuç veren pratik bir poğaça. benim gibi mayalı hamurla arası pek iyi olmayan arkadaşlarıma şiddetle tavsiye ederim:)
Malzemeler:

2,5 Su Bardağı Un
1,5 Çay Bardağı Yoğurt
1 Çay Bardağı Zeytinyağ
100 Gr. Tereyağ
1 Yumurta
1 Paket Kabartma Tozu
1 Tatlı Kaşığı Tuz
1 Tatlı Kaşığı Mahlep (olmasa da olur)

İç Harç için;

2 Orta Boy Patates
1 Çay Kaşığı Tuz
1/2 Çay Kaşığı Karabiber
1 Çay Kaşığı Pul biber

Hazırlanışı:  tereyağını oda ısısına getirin.
Yoğurt, zeytinyağ ve yumurta akını çırpma teli ile iyice çırpın. Tereyağınıda ekleyin ve biraz daha çırpın.
Un ve kabartma tozunu azar azar ekleyin ve yumuşak bir hamur yoğurun. Üzerini kapatarak 30 dk. dinlendirin.
patatesleri haşlayın ve rendeleyin, tuz, karabiber ve kırmızı biber ekleyip karıştırarak iç harcı hazırlayın.
Hamurdan cevizden biraz irice parçalar koparıp, elinizde açın. Ortasına iç malzemeyi koyarak, kapatın ve yuvarlayın. Yumurta sarısını 1 tatlı kaşığı sıvı yağ ile ile karıştırıp, inceltin ve poğaçaların üzerine sürün. Çörek otu, susam veya haşhaş tohumu ile süsleyin. ( ben süslemedim ama siz süsleyin:) Önceden ısıtılmış 180 derece fırında, 30-35 dk  pişirin. afiyetle yeyin.
 
*duyduğuma göre bu poğaça piştikten bir kaç gün sonra bayatlamıyormuş. bizim evde fırından çıktıktan sonra 1 saat içerisinde tüketildiği için ben test edemedim:)

 

Kakaolu Islak Kek

 

bu tarif Oktay Usta’nın Lezzet Yolculuğu kitabından almıştım ama malzemelerini biraz değiştirdim (azalttım). bizim evde 3 yıldır sık sık belki de en sık pişirilen kek. lezzetinden şikayet edeni duymadım henüz. inanmıyorsanız deneyin ne diyeyim:)
malzemeler:
3 adet yumurta
1.5 su bardağı toz şeker
3/4 su bardağı sıvı yağ
2 su bardağı süt
3 çorba kaşığı kakao
1 paket kabartma tozu
2-2.5 su bardağı un
hazırlanışı: yumurta ve toz şekeri köpürene kadar karıştırıyoruz. üzerine sıvı yağı, sütü, kakaoyu koyup çırpma teli veya mikserle karıştırıyoruz. kako tam dağılınca bu karışımdan 1 su bardağı ayırıyoruz.
kalan karışımın üzerine tel süzgeç yardımıyla unu ve kabartma tozunu eleyerek ilave ediyoruz. kıvamı ne çok koyu ne çok sıvı olacak.
karışımı yağlanmış ve unlanmış kek kalıbına döküyoruz. önceden ısıtılmış 170 derece fırında 35-40 dk. pişiriyoruz.
fırından çıkınca 5 dk. dinlendiriyoruz. keki kalıptan çıkarmadan sosu üzerine döküyoruz. üzerine hindistan cevizi serpilebilir.

felekten bir gün çaldıysak ne olmuş yani?

tam da ”hayat ne kadar hızlı geçiyor, ev-iş arası günler farketmeden bitiveriyor derkennn sevgili bana ”bugünü birbirimize ayıralım mı?” demez mi… olur tabii, olmaz mı hiç, zaten en son ne zaman şöyle başbaşa, saate bakmadan, özgürce dolaştığımızı hatırlamıyorum. ahh evlenmeden önce ne güzeldi, saatlerce boş boş dolaşır, hiç konuşmadan birbirimizin gözlerine bakardık, tabii bazen de hiç susmadan muhabbetler edilirdi…
neyse, geçmiş geçmiştir deyip felekten çalınan güne geçiyorum şimdi. bugünün kaydını tutmalıyım ki unutmayayım di mi ama:)
*önce Ulucamiyi ziyaret ettik. sevgili bana bir rehber gibi anlattı bu güzel mekanın özelliklerini. o gün daha bir ferah, daha bir nezihti sanki her köşesi. bir de yeni halıları çok güzel olmuş. bir desinatör olarak desenini hemen aklıma kazımış durumdayım:) ama maalesef çok güzel fotolarım yok, hem makinamın şarjı bitmek üzereydi hem de içeride flaşla foto çekmek yasaktı.
*ruh doyurulduktan sonra miğdeye geçilir ve vejeteryan sevgiliyle birlikte yemek yermekten en çok zevk alınan mekana, yani ”Bizimköy Ayvalık Tostçusu” na gidilir ve masada gördükleriniz afiyetle bitirilir.
p.s. mekanın sloganı ”tost değil kebap”, gerçekten de biz buranın 5 yıllık müdavimleriyiz ve ben bu yediklerimizin tost değil daha da harika bir şey oldugunu düşünüyorum. bu lezzetten haberi olmayanlara acıyorum:) bu arada tostçuyla reklam konusunda falan anlaşmış değilim yani yanlış anlaşılmasın lütfen:))
*daha sonra yenilenleri hazmetme niyetiyle araba bir otoparka parkedilip heykel turuna çıkılır. tahtakaleden çerezler alınıp tophaneye doğru yürümeye devam edilir. tophaneye varıldığında çaylar söylenip çerez ve manzara eşliğinde sevgiliyle hoşsohbete devam edilir.
*saat 22.00 olduğunda minik prensesi daha fazla bizsiz bırakmamak gerektiği düşünülerek eve dönülür. tabii bu güzel günü daha sık tekrarlamak dileğiyle…
P.S.kendilerine ve birbirlerine zaman ayıramadıklarını düşünenler: bizi örnek alın ve felekten bir gün çalın. emin olun pişman olmayacaksınız;) benden söylemesi…

Yeter artık İsrail, yeter!!!

ne zamandır Filistin’e, Gazze’ye yaptıklarını gözlerimiz yaşla, yüreğimiz burkularak  izliyor ama ”elden ne gelir” diyerek sessiz kalıyoruz. dualar ediyoruz hem sana hem kardeşlerimize, kardeşlerimize şifalar, sabırlar, sana da merhamet gelsin diye Yaradan’dan.
 ama olmuyor, sen biz sustukça zulmünü daha da artırıyorsun. bu kez öyle çok ileri gittin ki birçok durumda arkanda duran ve son 40 yıldır hakkında çıkan 30’dan fazla kınama kararını veto eden ABD bile seni kınadı. tüm dünya seni, haksızlıklarını, başına buyrukluğunu, vicdansızlığını konuşuyor.
haydi Gazze’ye yaptıklarının kendince bir sebebi vardı, peki sadece insani yardım amaçlı gemilere -üstelik bir çok ülkeden bir çok farklı dinden insanların ”silahımız yok, amacımız sadece insani yardım” diye bas bas bağırmalarına rağmen- saldırmak da neyin nesi şimdi? bunun açıklamasını nasıl-kime yapacaksın!
artık kendine bir ”dur” deme, ”ben ne yapıyorum ” deme zamanı gelmedi mi İsrail?
yeter artık İsrail, anaları evlatsız, çocukları anasız babasız bırakma artık… gözyaşlarımızı akıtma artık… yüreklerimizi acıtma artık… bizi nefrete bulama artık… ahlarımızı artırma artık…