:) yine mutluyum, çünkü…

tam da artık olmuyor, üzülüyorum, yıpranıyorum, ne yapsam ki dediğim anda karşıma yeni bir iş fırsatı geçti. hem de hiç uğraşmadan, öylesine, kendiliğinden… işte bu yüzden mutluyum.
dün eski işyerimden ayrıldım. pazartesi yeni işime başlayacağım, bu hafta tatil yani:) ev hanımlığına dair özlediğim ne varsa yaşamayı planlıyorum. doya doya temizlik yapmak, misafir ağırlamak, arkadaşlarla kahvaltı partileri düzenlemek, uzun zaman olup da görüşülemeyen dostlarla görüşmek, en önemlisi de kızıma bol bol zaman ayırmak istiyorum. umarım bu bir hafta çabucak geçip gitmez….

sonbahar da bir ”bahar”

sabah uyanıp ta anne babayı yatakta bulan prenses hemen parka gidebilir mi yiizzz diye tutturur. haftanın sadece bir günü bu prensese doyma hakkına sahip olan anne baba tabii ki bu ricayı kırmaz. evin halini düşünmeyip kahvaltı eder etmez kendini sokağa atar. ve prenses mutludur, sonbaharda ilkbahar gibi çiçekler açmıştır minicik yüzünde…

eğlence faslı bittikten sonra yürüyüşe başlanır. yolda bol bol sararmış yapraklar, kurbağalar, odun parçaları, süs köpekleri görülüp hayretle incelenir.
çok yorulduuum nidalarına başlayan prenses anne baba zoruyla eve dönmeye ikna edilir.
eve döndüğünde ise kendini mışıl mışıl bir uykunun kollarına atar:)

hayat… sen ne kadar tuhafsın

hani bazen bazı şeyleri siz planlamazsınız da kendiliğinden oluverir. ve siz şaşırırsınız, nasıl yaniii der kalırsınız. sonra mutluluktan gözleriniz dolar, Rabbim sen ne kadar büyüksün, beni ne kadar çok seviyor ve düşünüyorsun ki benim birşey yapmama gerek kalmadan herşeyi yoluna koyuyorsun” dersiniz. işte öyle bir hal üzereyim ben bugün.
p.s. daha açık bir şekilde yazacağım yaşananları, ama birazcık zaman lazım. aman yanlış anlaşılmasın diye:) ama şu kadar kopya verebilirim ki: ”yine mutluyum” :))

”navbar” ınız hiiç kaybolmasın diye:)

neredeyse bir haftadır stres içerisindeyim. neden mi? çünkü blogumda hiçbir şekilde değişiklik yapamıyordum da ondan, ne yeni kayıt gönderebiliyorum, ne yorumları onaylayabiliyorum ne de başka birşey…
değişikliği seven ben temamı değiştirdim ve ne olduysa ondan sonra oldu. bloglarımızın üst kısmındaki kumanda paneli- hesabım- yeni kayıt vs. gibi bölümlerin olduğu navbarım kayboldu. o kaybolduğu gibi google hesabıma da bir türlü erişemez oldum. oflayıp puflamalarım işe yaramayınca blogger yardım‘a başvurdum. biraz ısrarcı olunca oradaki arkadaşlardan biri bana acımış olacak ki birkaç değerli (çoook değerli) bilgi gönderdi de sinirlerim iyice tahrip olmadan bloguma ulaşabildim. huzurlarınızda blogger yardımda bana ve birçok kişiye insaniyet namına yardımcı olan Era kodadlı arkadaşımıza teşekkür ediyorum. beni büyük bir çileden kurtardın inan ki. Allah senden razı olsun:)
ve şimdi ben sizlerin navbarları hiiç kaybolmasın, kaybolursa da hemen bulun diye bu değerli bilgileri sizinle paylaşıyorum:
eğer tema değiştirdikten sonra navbarınız kaybolduysa;
http://draft.blogger.com/http://www.blogger.com/  adresleri sizi otomatik olarak kontrol panelinize yonlendirir.
-blogunuza ulaştıktan sonra tasarım-html’yi düzenle bölümüne girip
-aşağıdaki kodu bulup kaldırın
#navbar-iframe {
height:0px;
visibility:hidden;
display:none;
}
eğer yukarıdaki kodu bulamıyorsanız
#navbar-iframe {
display: none !important;
}
veya
.navbar {
visibility:hidden;
display: none;
}
şeklinde arama yapmalısınız, bu kodlar navbarı kaldırma kodlarıdır bunları silerseniz navbarınız geri gelecektir.

yeni temam

hemen hemen tüm sevdiklerimin doğum tarihlerini ezbere bilirim, fakat bir türlü kutlamamı zamanında yapamam. yani içinde bulundugum günün tarihiyle pek fazla ilgilenmediğim için doğum günü kutlamakta hep geç kalırım. 
2 gün önce de blogumun 1. yaş günüymüş ama ben farketmedim. hatamı telafi etmek için de hediye olarak kendisine yeni bir tema hazırladım.
bu yeni tema eskisine göre daha az görsele sahip olmakla birlikte daha ferah ve aydınlık. yıllar geçtikçe insanlar gibi blogların da sadelikten daha fazla hoşlanmaya başladıkları kanaatindeyim ben. işte bu yüzden ”yeni yaşınla birlikte yeni teman da hayırlı olsun sevgili blogum;)”
takdir, eleştiri ve önerileriniz benim için çok önemli. hem blogum, hem de yeni temamız hakkındaki düşüncelerinizi belirtirseniz çok mutlu olacağım. sevgiler..
P.S.yeni tema ana sayfasından kumanda paneline ulaşamıyorum. sebebi ne ola ki? 
 hatırlamayanlar için eski temam:

Bilecik

abimin tayini Bilecik’e çıkınca bize de onu ve ailesini ziyaret etmek şart oldu. sabah erkenden yola düşüp kahvaltıya yetiştik. tam tekmil bir kahvaltı sofrasını silip süpürdükten sonra kendimizi Bilecik’in gezilecek görülecek mekanlarına attık. hem gezi rehberimiz(abim:) çok fazla bilgi sahibi olmadıgı için hem de bilecik gerçekten küçük bir şehir oldugu için akşamüzeri seyahatimiz sona ermişti bile. akşam yemekleri yenilip çayımızı da içtikten sonra  Bursa’mıza geri döndük.
Bilecik müzesinden fotoğraflar:

Osmanlı zamanında kullanılan Oba çadırı:

gelin odası; bu odalar daima evin en güzel mekanına hazırlanır, oda içerisinde mutlaka çocuk için beşik ve eşler için gusülhane bulunurmuş.
burası hanımların birlikte oturup sohbet ettikleri, el işleri yaptıkları haremlik denen oda;
burası da beylerin birlikte vakit geçirdikleri ”selamlık” denilen oda;

osmanlı desen ve kumaşlarından birkaç örnek;

ve işte enfes yemeklerin piştiği Osmanlı  mutfağı;
Bilecik müzesini gezdikten sonra Şeyh Edebali’nin türbesine gittik. onun nasıl engin bir derya oldugunu bir kez daha anladım. yazılarını, nasihatlerini ve özlü sözlerini Bilecik’in her köşesinde hayranlıkla ve yaşlı gözlerle okuyorsunuz. keşke diyorsunuz onun dilinden çıkmış olan her bir cümleyi hafızama kazısam, hiç unutmasam…P.S. Bilecik denince akla Şeyh Edebali gelir. onunla ilgili görselleri ve yazılacakları bir sonraki posta saklıyorum.
Şeyh edebali türbesi ziyaret edilip bir kaç hediyelik satın alındıktan sonra saat kulesine doğru yola çıktık.

saat kulesinden sonra Bilecik kent ormanında da biraz dolaştık
ve birdahaki sefer kahvaltıyı ormanda yapmak üzere sözleşip Porland’ın fabrika satış mağazasına uğradık. oradan aldıgım hediyelikleri de bir başka postta yayınlarım. şimdilik ben kaçıyorum:)