biri gelince diğeri gitmek zorunda mıdır her zaman?

eğer öyleyse ben gidene mi üzülmeli, yoksa gelene mi sevinmeliyim?
 peki gidenin yasını tutmayı bırakıp gelenin düğününü etmeyi becerebilir miyim?
bir büyük hayal başka bir en büyük hayal için terkedilir mi hep…
böyle karışık duygular içindeyken iyi bir post hazırlanabilir mi ki?
çok sevilen araba, hayaldeki ev için bir yabancıya satılır mı sizce???
Reklamlar

lütfen birileri bana hazır çorbalar o kadar da zararlı değil desin

çünkü ben bu iki lezzete dayanamıyorum, aklıma geldiklerinde ağzım sulanmaya- başım dönmeye- miğdemden sesler gelmeye başlıyor. ve ben her seferinde bir kerecikten bişeycik olmaz deyip alıp, pişirip, bol limon sıkıp, dumanları tüterken yerken buluyorum kendimi:(
p.s. yanlış anlaşılmasın, hayvanın heryerini yiyebilen çeşitten birisi değilim. bilakis ciğer dışında sakatat yiyemem, kokusuna dahi dayanamam.. bir evde işkembe ya da kelle paça pişecek olsa kokusundan o evin olduğu sokağa bile giremem.
 ama işte hazır çorba olunca başka… hazır çorba olunca lezzetli… hazır çorba olunca enfes… sağlıksız olduğu için mi acaba?:(
bir de… azıcık reklam yaptım galiba… rahatsız olduysanız eğer ,markayı görmeyiverin siz de canım:))

Bir Yastıkta

bu blogu herkes incelemeli, özellikle de evlenecek ya da evini değiştirecek olanların çok faydalanacağını düşünüyorum. Bir Yastıkta 3. yılının şerefine yılbaşına kadar bir çok hediye dağıtıyor, işte benim çekilişine katıldıklarım:

siz de çekilişe katılmak istiyorsanız buradan buyrun:)

fındıklı kurabiye ve tavuklu börek

dün hem arkadaşlarım hem de komşularım olan ayşe, nagehan, esra ve selma bendeydi. ben ve ayşe dışında herkes bebek beklediği için bol hamilelik-doğum-çocuk konularının konuşulduğu güzel bir gün geçirdik. misafir ağırlamayı o kadar çok özlemişim ki, bu gün hiç bitmesin dedim hep kendi kendime:)
özlediğim başka bir şey de mutfakta uzun süre zaman geçirmekti. ve dün bu özlemimi de hafiflettim sonunda. menüde tavuklu börek, kısır, sarma, köstebek pasta ve fındıklı kurabiye vardı. kısır tarifimi daha önce vermiştim, sarmaları annem sarmıştı önceden buzluğa atmıştım. misafirlerim için çıkartıp pişirdim sadece. köstebek pastanın lezzeti yerindeydi fakat ikram ederken çok fazla dağıldığı için fotoğrafını çekip paylaşamıyorum sizinle.
fındıklı kurabiye oktay usta’nın lezzet yolculuğu kitabından:
malzemeler
1 pk.tereyağı
1 su br.fındık
2 yumurta (birinin sarısını ayırıyoruz)
1 su br. tozşeker
1 pk.kabartma tozu
1 pk. vanilya
hazırlanışı: karıştırma kabına oda ısısındaki tereyağını koyuyoruz. üzerine yumurtayı, toz şekeri, kırılmış fındığı koyup karıştırıyoruz. unu, kabartma tozunu, vanilyayı ilave edip yoğuruyoruz. kıvamı kulak memesinden biraz daha yumuşak olacak. hamurdan ceviz büyüklüğünde parçalar koparıp yuvarlıyoruz. yağlanmış fırın tepsisine dizip üzerine yumurta sarısı  sürüyoruz. önceden ısıtılmış 170 derece fırında üzeri kızarana kadar pişiriyoruz.
tavuklu böreğin tarifi ise yengem fatmadan;
malzemeler
2 yufka
2 ince tavuk göğsü
1 soğan
4-5 biber
3 domates
1 kaşık salça
pulbiber,kekik,tuz
sıvıyağ, biraz süt
hazırlanışı: yağda soğan ve biber kavrulur. kuşbaşıdan daha ince doğranmış olan tavuk göğüsleri ilave edilip kavrulmaya devam edilir. domatesler de eklenip pişirildikten sonra salça ve baharatlar koyulur.
1. yufka serilir, kaşık yardımıyla süt serpilr, 2. yufka da üzerine konulup 12 parçaya kesilir. (parçalar kare olacak). parçalara harç konur dört köşesinden katlanıp (kat yerleri altta olacak şekilde) tepsiye yerleştirilir. üzerine yumurta sarısı sürülüp fırına verilir.
p.s. böreğinizin daha yumuşak olması için paket yufka değil el yufkası tercih edin. çünkü ben bu defa mecburen paket yufka kullandım ve her zamanki yumuşaklığı elde edemedim. benden söylemesi;)

Nana-Emile Zola

Roman, Fransa’da bir hayat kadınının oldukça sıradan, çirkin ve aşağılayıcı yaşam öyküsünü konu alıyor. henüz 18’ine bile basmamış çok güzel bir kadın olan Nana seçtiği hayat stili ile hem kendini hem de birlikte olduğu bir sürü erkeği -ve hatta onların ailelerini- perişan eder. güzelliğini kullanarak elde ettiği paralar ile lüks ve şatafat içinde bir ömür geçirirken çiçek hastalığına tutulup çirkinleşince sefalet içerisinde tek başına vefat eder.
dünya klasiklerine girmiş olduğu için merak edip aldım, yarıda bıraktıracak kadar sıkıcı bir kitap değil. fakat insanı etkileyen bir paragraf değil bir sözcük bile bulamadıgım için onu okumak için harcadığım zamanın israf oldugunu düşünmeden de edemedim açıkçası.
sonuç olarak; sırf klasik olduğu için kitaplığımda yer edicek ama bir daha elime alıp ta okumayı düşüneceğimi hiç sanmıyorum.