iftar, sahur, mutluluk üçlüsü

iftar için erik hoşafı;

sahur için lorlu biber;
mutluluk içinse… siz tahmin edin:)
Reklamlar

2 yeni izlenesi site

prensesin gelişimi için bana yardımcı olacak yeni siteler arayışına düşmüşken, ve de tam ümidimi kaybetmek üzereyken 2 yeni güzel site buldum.

birincisi;montessoriegitimi zaten uzun zamandır merak saldığım ”montessori” hakkında beni doyuracak gibi. ayrıca site içerisinde her yaş çocukla yapılabilecek bir sürü aktivite var.. anneler için oldukça iyi bir kaynak niteliğinde yani.

ikincisi; bir dolap kitap. kendisiyle tanıştığıma çok memnun olduğum bir site. sitede banu ve yıldıray isimlerindeki eşlerin okuduğu çocuk kitapları oldukça açıklayıcı bir şekilde tanıtılıyor. artık kitapların sadece arka kapağını okuyup almak zorunda kalmayacağım için mutluyum:)

yiyiniz, içiniz, Somali’yi unutmayınız!

İmtihan dünyasındayız. Kazanmanın zor, kaybetmenin kolay olduğu bir imtihan dünyasında. Daha çocukluğumuzdan başlar sınavlar. Hepsinin tarihleri isimleri vardır. Kah bilgimizdir ölçülen, kah genel kültürümüz. Kah yeteneğimizdir mihenk taşına vurulan, kah mesleki becerimiz.

Karşılığı vardır hepsinin. Daha iyi okullar, daha iyi bir meslek, daha parlak bir kariyer, kısacası daha iyi bir hayat.

Bazı imtihanlar da vardır ki, isimsiz ve zamansızdır. Doğrudan bir cezası ya da ödülü de yoktur. Ama imtihan dünyasının en kritik virajlarıdır aslında. İnsanlığımızı, inancımızı, imanımızı, kulluğumuzu tartarlar.

Bugünlerde işte böyle bir imtihandayız. Kazanmanın ve kaybetmenin kolay, ama sınandığımızı fark etmenin zor olduğu bir imtihanda. Bu imtihanın adı Afrika. Hedef ise bize binlerce kilometre uzaklıktaki insanların açlığını açlığımız, yokluğunu yokluğumuz bilmek. Elimizdeki varla, yokluğun yarasını bir nebze olsun sarmaya çalışmak.

Üç yıldır tek damla yağmur yağmadı diyor haber bültenleri. Renkli gazetelerimizin, açık büfe iftar reklamları arasına sıkıştırılmış küçük haberleri çıkıyor açlıktan ufalmış çocukların. Somali, Sudan, Etiyopya can çekişiyor o resimlerde.

Onların imtihanı belli. Açlık. Bizimkisi de tokluk ne yazık ki. Zira zor oluyor bunca boğaz kavgası arasında onları fark etmek. Bunca yemek reklamları arasına sıkışmış, büzülmüş siyah çocuğu görmek zor.

Bir elimiz yağda bir elimiz balda iken açlığı anlamak zor. Bir günde tonlarca ekmeği çöpe atarken, bir lokma ekmek bulamamanın ne demek olduğunu bilmek zor.

Önümüzden akıp giden leziz yemekleri yememeyi diyet zaferi sayarken, bir deri bir kemik kalmışlığın bizim imtihanımız olduğunu fark etmek zor.

Yemekten zafiyet geçirirken bazılarımız, bazılarımız eritmek için sodaya, sindirmek için ilaçlara saldırırken, açlıktan zafiyet geçirenleri görmek zor. Bir kuş sütü eksik iftar sofraları, açık büfe tatlılar, ekmeğin hası, etin pastırması suyun en yumuşağını ararken karnı beline yapışmış çocuğu akla getirmek zor.

Dört başı mamur, mükellef sofraların başında akşam ezanını beklerken, sormuyor ki kimse, bir tabak da Somalili çocuğa göndermek ister misiniz diye?

Yoksa biliriz, sünnettir inancımızda sofraya bir tabak fazladan koymak. İhtimal ki her an kapı çalar, içeriye bir misafir girer. Yediklerimizin daha helal olması, sofralarımızın daha bir bereketlenip bollaşması için buyur ederiz misafiri. Dahası peygamber vekili olarak bilir, başköşeyi veririz ona.

Ama bu ramazanda soframıza buyur edilmeyi en çok hak edenler binlerce kilometre uzakta. Kendilerini hatırlatmak için kapımıza gelip çalmayacaklar hiçbir zaman. Ama boş tabakların sahibi, peygamber emanetleri bu defa onlar.

Tıpkı daha önce deprem ve sel felaketleri yaşayan Pakistan, Açe ve Sudanlılar gibi. O afetlerde Türkiye vefasıyla, cömertliğiyle gönülleri fetheden insanların ülkesi olarak geçmişti tarihe. En büyük imtihanlarda da öyle yazıldılar deftere. Sofralarından birer tabak değil sofralarını sarıp göndermişlerdi çünkü o ülkelere.

Şimdi tek fark, afet bu defa sel ya da deprem gibi gümbür gümbür değil de sessiz sedasız geldi Afrika’ya. Onların imtihanı beden ve ruhlarını içten içe kemiren açlık ve yokluk, bizimkisi de beden ve ruhlarımızı içten içe körelten varlık ve tokluk.

Bu imtihanın sorusu şu: Kurumuş yüreklere bir damla su, açlıktan takati kesilmiş çocuklara bir lokma ekmek olabiliyor muyuz?

NOT: İmtihan mahalli uzak olduğundan cevaplar SMS ile gönderilebiliyor

Kimse Yok Mu: ACLIK yaz 5777’ye yolla

Diyanet: AFRIKA yaz 5601’e yolla,

Kızılay: 2868’e boş mesaj gönder
 
***bizim çocuklarımız öğününü bitirmedi, ya da yemesi gerekeni değil de başka bir şey yedi diye üzülürken bizler burada, taa uzaklarda Somali’de anneler her 6 dakikada bir çocuklarını -onlara yiyecek birşey bulup veremedikleri için- ”açlıktan ölerek” kaybediyorlar.
göndereceğimiz bir sms (5 tl) bizlerin çocuklarımızın sadakası, onların çocuklarının ise bir günük öğünü olacaktır…

ramazanın en güzel yanları..

 ramazanın en güzel yanlarından biri manevi yaşantımızı kendiliğinden düzene sokuyor olması. onun bu huyunu çok ama çok seviyorum. ilk sahurdan itibaren ne oluyor nasıl oluyorsa namazdan aldığımız huzur artıyor, daha bir aşkla kılıyoruz. normalde sıkça fırsat bulamadığımız halde hergün düzenli bir şekilde kuran okuyor hale geliyoruz. gündüz oruç, akşamda iftar yorgunluğundan olsa gerek alışveriş merkezlerinde gezinmek yerine evde kalıp çay ya da meyve eşliğinde ailece vakit geçirir hale geliyoruz.
sonra iftarlar.. ramazanın en güzel yanlarından biri daha. 16 saat aç-susuz duran vücut akşam ezanını duyduğunda ister istemez sofrasında gördüklerine şükrediyor, sen bizi açlıkla terbiye etme Rabbim diyor. her daim dolabında bulunan yiyecek içeçeklerin aslında ne büyük nimet oldugunu işte o anda farkediyor. içtiği su öyle lezzetli geliyor ki hayret ediyor.
hele bir de iftar sofrasında sevdikleriyle beraberse insan, ramazanın kıymetini birkez daha anlıyor.
 etrafında herkes yiyip içerken aç susuz durmaya razı olan gönül, tüm bu güzellikleri düşündüğünde hamdediyor, şükrediyor…

yeniden MERHABA:)

hem ramazana, hem bloguma hem de tüm blog okurlarıma.. ve tabii sevdiklerime, yaza, yeni evime, yeni çevreme, herkese, herkese…
uzunca bir ara verdim istemeden, önce internette bazı sorunlar yaşadık, sonra da taşınma telaşına girince canım blogum birazcık rafta kaldı. tam tozlanmaya başalayacaktı ki… işte tekrar biraradayız, hem de yepyeni bir yerde, yepyeni heyecanlarla.

bu heyecanlarımın hepsini blogumda paylaşmak istiyorum, hem paylaştıkça çoğalsın, hem de unutulmasın diye.. hele bir de sizler benimle olursanız, deymeyin keyfime:)