hoşgeldin 2012

ne iyi ettin de geldin, çok zamandır seni bekliyordum ben de. 2011 de yaşadığımız kötü olaylardan yorulmuştum artık. somali’de açlık, van’da deprem, takımımda şike, fransa’nın aldığı karar, ülkemde terör, vatanım insanının birbirine düşmanlığı derken.. ahh diyordum, keşke 2012 gelse de tüm bu olanları unutabilsem..
2012 gelse;
bütün çirkinlikleri, kötülükleri, pislikleri, düşmanlıkları silip atsa…
mutluluk getirse, huzur getirse, barış, kardeşlik getirse…
hastalar şifa bulsa…
dertliler mutlu olsa..
parası olamayanların parası, evi olmayanların evi, arabası olmayanların arabası olsa…
kazalar olmasa, hırsızlık-yağmacılık yok olsa…
insan insanı sevse…
herkes vicdanının sesini dinlese…
empati denen şey hepimizde bulunsa…
gönlümüzdeki güzel dileklerin hepsi gerçekleşse…
ahh Rabbim 2012 için istediklerimin hepsi Senin kabul ettiğin bir dua olsa, okuyan herkes amin dese…  
 -amin-



anladım ki…

akşam eve gelip işi unuttuğumda, çalışmak o kadar da zor değilmiş…
hafta sonları çalışmadığımda gerçekten dinleniyormuşum…
iş dışında aslında bir sürü boş vaktim varmış…
çok erken ve fazla uyuyormuşum…
bazen çok gözüken paralar, emekle karşılaştırıldığında çook azmış…
yapamam sandığım şeyleri yapmam için iki şeye ihtiyacım varmış. ”başlamak ve sabretmek”
iki haftadır hem gündüz hem gece çalıştım, başladım, sabrettim ve bitirdim. ama çok yoruldum. bir daha yapar mıyım? -asla!-

sen de beni özlüyoy musun çok?

miniğin bir tanesi annesini çok özlüyormuş, okula gidince onun yüzünü düşünüyor aklına gelmeyince hep ağlıyormuş. gece annesi ona sarılıp yatınca bunları anlatmış. annesi ağlamış, minik ağlamış.
şimdi de ben ağlıyorum, hem o miniğe, hem onu bırakıp işe gitmek zorunda olan annesine, hem kendi miniğime, hem kendime… ağlıyorum işte, gündüz çalıştığım yetmiyormuş gibi, şimdi bu saatte desen çiziyor oluşuma, hasta, yorgun, uykusuz olsamda sabah oldugunda hepsini unutup işe gidecek oluşuma…
ağlıyorum, miniğimle doyasıya vakit geçiremeyişime, ona yetemeyişime..
ağlıyorum, ağlıyorum, onu çok özlüyorum. bana belli etmiyor ama o da beni böyle çok özlüyormu ki?..

en uzak mesafe

En uzak mesafe ne Afrikadır
Ne Çin
Ne Hindistan
Ne teyyareler
Ne de yıldızlar geceleri ışıldayan.
En uzak mesafe iki kafa arasındaki mesafedir
Birbirini anlamayan.
Can Yücel

arabası olmayanlar gezemez mi demiştiniz?

biz bunun koca bir yalandan ibaret oldugunu gecen pazar ispat ettik. ne arabasızlığa, ne soğuğa ne de çocuklu olmaya aldırmadık ve daha önce hiç gitmediğimiz bir yere ”iznik” e gittik, sırf gezmek için.

açık konuşmak gerekirse baştan biraz tedirgindik, ya gezeceğimiz yerleri bulamazsak, ya sıkılırsak, ya üşürsek, ya zeynebin uykusu gelir ya da yorulursa, ya hasta olursa, bla bla bla.. tüm bu kara düşünceleri beynimizden attık, deneme cesaretini gösterdik.

sonuç mu? iyi ki yapmışız:)

yapmasaydık eğer

çini çarşılarındaki müthiş takıları, ev eşyalarını;

çini fırınlarını;
 minresi tamamen çini ile süslenmiş olan Yeşil Camii’yi;
iznik müzesini;

Ayasofya (kilise-müze) Camii’ni;
 İznik’in çalışkan çinicilerini;
güzel  evlerini;
 insana mecburi huzur yaşatan İznik Gölünü;
nasıl görecek, nasıl bilecektik?
dedim ya iyi ki gitmiş, görmüş bilmişiz. darısı başınıza;)