ümit…

bundan 2 yıl önce, ben prensesi halasına emanet edip işe gitmeye başlayalı 3-4 ay gibi bir süreyken, bir de üstüne tuvalet eğitimini halletmeye çalışırken başladı herşey.. maşallah ne güzel konuşuyor, erken başlamış olmalı konuşmaya, nasıl bu yaşta böyle uzun cümleler kurabiliyor tepkileriyle karşılaşırken hep, birden zeynebim kekelemeye başladı. ilk günlerde çok önemsemedik, belki de konduramadık? birkaç gün sonra benim ana yüreğim daralmaya, korkmaya, telaşlanmaya, ağlamaya hazır bekleyen gözlerim yaşarmaya başladı. zaten 2 hafta kadar sonra da çocuk psikiyatristinde aldık soluğu.

psikiyatr gayet olumlu şeyler söyledi, kendince rahatlattı bizi. bu yaşlarda çok sık görülen bir durum, özellikle erken konuşmaya başlayan çocuklarda rastlıyoruz ve konuşma hızları düşünme hızlarına yetmediği için oluyor. yani sözcük dağarcıkları geliştikçe sıkıntı kendiliğinden ortadan kalkacaktır dedi. ben psikiyatre ısrarla ”çalışmaya başladığım için olmuş olabilir mi?” sorusunu yönelttim, çünkü ne zamandır kendimi suçluyordum, hani halk arasında hep çocuğun yaşadığı bir travma, korku, üzüntü gibi sebeplerden başlar ya kekemelik, zeynep bir korku yaşamadı, ve en büyük üzüntüsü annesinin işe başlaması oldu. ama doktor bu konuda da rahatlattı beni. ”ben birçok anneye eğer mecbur değilseniz çalışmasanız diyorum, ama siz çalışabilirsiniz, zeynep gayet sosyal, mutlu, olumlu bir çocuk” dedi, ve ben üzerimden kocamannn bir yük kalkmış gibi hafifledim, yüreğime su serpildi..

ve beklemeye başladık, bekledikçe gördük ki sıkıntının şekli sürekli değişiyor, bazen her kelimenin başında, bazen sadece cümle başında, bazen çokk yoğun, bazense iyice azalmış vaziyete dönüşüyor. ama hiç bitmiyor. sıkıntı bitmiyor ama içime serpilen su bitiyor. suyun azaldığı yerde korun canlanmaya başladığını anladığım anda yeniden başlıyorum ben ya geçmezse, ya birgün geç kalmışsınız,  niçin beklediniz bunca zaman derlerse çığlıklarını içimde duymaya. ve arıyorum psikiyatri, diyorum ki 8 ay geçti ama bizim derdimiz hala devam ediyor. ve telefondaki ses bana 8 ay uzun bir süre değil, 1 yıl olur, 1.5 yıl olur, 2 yıl olur, bekleyin diyor. ama bu defa su serpemiyor içime. ve yeni çareler aramaya başlıyoruz sevgili ile, derken bir çocuk pedagogu buluyoruz, bir de ona yöneltiyoruz ümitlerimizi. bakıyor, dinliyor, izliyor, o da psikolojik ya da gelişimsel bir sorun olmadığını, kreşe başlarsa iyi gelebileceğini söyledi. ama aklımıza yatmadı hiç söyledikleri. zaten 3 yaşına bile gelmemiş olan,  gözümden sakındığım miniğimi kreşe göndermeye ne benim ne sevgilinin gönlü olamazdı.

yani anlayacağınız, bu 2. ümit’te boşa çıktı. ama biz derdi verenden birgün mutlaka dermanı da vereceğine dair ümidimizi hiç kesmedik. dualara da tevekküle de her daim devam ettik, ediyoruz da. artık bize düşen sabır diye düşünmeye başladık ve yine -sabırla- bekleme sürecine girdik. ama tahmin edersiniz ki beklemek -hele ki canından öte olan için beklemek- çok zor birşey. yavrunuzun rahatça kendini ifade etmesi varken, takılması, takıldığı kelimeleri başa alıp yeniden denemesi, bazen uğraşmaya tahammül edemeyip konuşmasını yarıda kesmesi, bazen söyleyeceğim diye uğraşırken ağzının, yüzünün, vücudunun kasılması, takılma anında nefessiz kalması ve anne baba olarak hiçbirşey yapmadan onu bekleyebilmek, zor, çok zor… -Rabbim tez zamanda bu zorluğu kolaylığa çevirsin inşallah (amin)-

sözü çok uzattım biliyorum, ama başladım işte bir kere, bir kere başlayınca da bitiremedim işte. konu kuzucuğum olunca sözü bitirmek istemem zaten ben, sanki ondan bahsedince onun yanındaymışım gibi oluyorum çünkü..

kuzucuğum benim, sıkıntımızın başlamasının üzerinden 2 yıldan fazla bir zaman geçti, ve bugün yeni bir ümitle babasıyla birlikte konuşma terapistine gittiler. terapist zeynebi dinlemiş, onunla sohbet etmiş sıkıntının adı ”blok akıcılık bozukluğu- imiş ve sıkıntısının 10’da 2 oranında (normal konuşan insanların 0 düzeyinde olduğunu düşünerek) olduğunu söylemiş, yani başladığı zamanki gibi, bir ilerleme yokmuş çok şükür. ama artık kendisi de farketmeye başladığı için terapi sürecine girmenin uygun olacağını söylemiş ve haftada bir gün olmak üzere 3 aylık bir terapi programı belirlemiş. ben çalıştığım için yanlarında olamadım ama işyerinde bu sonucu beklemek çok zor geldi, nasıl bir stres yaptıysam hem karnım hem başım ağrıdı eşim arayana kadar.

annelik zor.. anneysen çocuğunun başında -ufak ya da büyük- bir sıkıntının olması daha da zor..

Rabbim, sıkıntılarımızı gider, bizi daha büyük zorluklarla imtihan etme, emanetinin dilindeki bağı çöz. .çöz ki kendini rahatça ifade edebilsin..çöz ki o dil ile seni rahatça anabilsin.. Senden, Senin sevdiklerinden bahsedebilsin.. Rabbim, derdin yaratıcısı Sen olduğun gibi dermanın yaratıcısı da Sensin, buna kendime olan güvenimden daha fazla güveniyorum. herdaim dermanı bize göndereceğine dair ümitliyim, ümitlerimi boşa çıkarma Allah’ım..ne olur artık dermanı hayır kıl ve bize nasib et… (Amin)

Reklamlar

2 thoughts on “ümit…

ne düşündün?

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s