okuduğum en güzel roman desem abartmış olur muyum ki?

ne zamandır okumak istiyorum, ama bu istek beni dergilerden öte bir okumaya yöneltemiyordu. ne zaman kitaplığa yönelsem, off ne çok okunacak kitap var deyip geri dönüyordum. sağolsun sevgili sen bunu okudun mu? bu benim hayatımda okuduğum en güzel roman diyerek ”iskender pala-Od” u işaret etti ve yüreğime merak tohumunu attı. kitabı elime aldım birkaç gün önce, henüz bitmedi ama galiba benim de okuduğum -roman kategorisinde- en güzel olmasa da en güzellerinden biri. balık hafızalı ben hiç üşenmiyorum bir de özetini tutuyorum kitabın. çünkü en nefret ettiğim hallerimden biri, ne kadar etkilenirsem etkileneyim okuduğum en güzel kitabı bile 1 ay kadar sonra hiiiiç okumamışım gibi unutmam! işte size ”OD”

iskender pala-od

ve özeti;

OD

 

1.BÖLÜM

*yunus babasını aramak üzere yollara düşmüşken köyün birinde (uçasar) elif’e rastlar. parlayan yıldız manasına gelen ”sitare” lakabını taktığı elif ile evlenir ve ibrahim ile ismail isimlerinde 2 çocukları olur. uçasar’da yaşarken moğolların köylerine yaptıkları baskın sonucu evleri yanar ve ibrahim vefat eder. sitare aklını yitirmiş gibidir. yunus sitare ile ismail’i ve köyde sağ kalan 21 kişiyide yanına alarak daha güvenli bir yer olarak bildiği kırşehir-sarıcaköy’e gitmek üzere yola düşer. eşeklerin taşıdığı kağnılar ile zor bir yolculuğa çıkarlar. sarıcaköye vardıklarında zamanla hepsine ev yapar ve yerleştirir. artık beraberinde getirdiği herkes onun sorumluluğu altındadır.

birgün arkadaşları gelip Hacı Bektaş adında birinden ve onun yaşadığı köyden(sulucakarahöyük), o köyün ne kadar bereketli olduğundan bahsederler ve onu oraya gitmek için çağırırlar. tam gitmeye karar vermişken satı nine ve temür alp’in bizi buralarda başıboş bırakma demesi üzerine gitmekten vazgeçer. (28.10.2012)

*derken aradan kısa bir süre geçmiştir ki çekikgöz (moğollar) yeniden gelir köylerini istila eder. temür alp’in’ de aralarında olduğu tam 33 kişi- 33 tespih tanesi vefat eder. evler talan edilir, yiyecekler, hayvanlar yağmalanır. köy adeta yok olmuştur. yunus ve sitare çaresiz durumdayken Hacı bektaş’tan haber gelir yeniden yunus’a. hem de bu defa kendisini bizzat çağırıyordur. sitare’de buna razı olunca yunus sulucakarahöyük’e Hacı Bektaş’ın yanına gider. orada dervişlerin halleri, tebessüm yüz -hacı bektaş-ın anlattıklarından çok etkilenir. fakat bir an önce erzak tedarik edip sitare ve ismail’ine dönmesi gerekmektedir. hacı bektaş’ın huzuruna çıkar ve ondan buğday ister. o ise buğday yerine kendisine nefes vermeyi teklif eder. yunus nefes değil buğday istediğini ısrarla dile getirince buğdayı alıp köyüne döner ama artık çok geçtir. çünkü çekikgöz yeniden gelmiş ve sitare’sini de öldürmüştür. yunus yıkılır ve sitare’siz yaşayamayacağını hatta sitare’nin kendi yüzünden -hacı bektaş’ı dinlemediği için- öldüğünü düşünür ve kendini suçlar. ismail’i satı nine’ye emanet edip tekrar hacı bektaş’ın yanına gider. niyeti ona mürid olmaktır. ancak hacı bektaş onu huzuruna kabul etmez ve Tapduk emre’yi bulmasını dervişleri vasıtasıyla ona iletir. yunus üzgündür. çaresiz tapduk emre’yi bulmak için yollara düşmüştürki ismail’i aklına düşer. ona haksızlık yaptığını, gidip ismail’i bulup gideceği yerlere onuda beraberinde götürmeyi düşünür.

ama yine geç kalmıştır. çünkü ismail -9 yaşında- moğol askerleri tarafından kaçırılıp köle pazarında 1 tavuk +10 yumurta karşılığında bir cellata satılmıştır. artık ismi samuel ve usta bir cellata yardımcı olmuştur. ilk yıllarda zor ve korkutucu gelen işkencecilik yada cellatlık, 4 yıl kadar sonra ismail-samuel’e sıradan gelmeye başlar. Arn ustaya olan hayranlığı ve sevgisi arttıkça babasına ve Tanrı’ya olan güveni iyice zayıflar.(29.10.2012)

*yunus köyden köye, karda boranda, yazda kışta ismail’i aramakta, onun hakkında tek bildiği ise hayatta olduğudur. bir gün bir handa kalır ve o gece handa bir cinayet işlenir. ertesi gün cinayeti işleyen 2 adam (2 abdal derviş) yunus’a gelip cinayeti kendilerinin işlediğini, bunuda onun bildiğini ve herkese söylemesini tembihleyip gittiler. yunus şaşırır fakat dediklerini yapar. derken o 2 dervişin herkesi tanıdığını, ismail’i de bulabileceklerini aklına getirip onların ardına düşer. onlara derdini anlatır ve bizimle gel demeleri üzerine 4 hafta boyunca onlarla dolaşıp ismail’in izini arar. dervişlerin her hallerine şahit olmuş, hatta bu arada onlardan yazıyı öğrenmeye başlamıştır. bir gün dervişler ismail’i kendilerinin arayacaklarına söz verdiler, ancak onun artık ayrılması gerektiğini söyleyip gittiler. yunus 1 yıl daha böyle avare ismail’i aramaya devam etti. lakin ismail’e dair en ufak bir ize dahi rastlayamamıştı. yoldaki gecelerinden birini bir mezarlıkta geçirir. sabah uyandığında kabirleri inceler. genç, yaşlı, zengin fakir hertürlü insanın orada yatıyor oluşu hayatın faniliğini farkettirir yunus’a. ölümü düşünür inceden inceye, ve oradan ayrılmadan nefsine, dünya nimetlerine kanmamak üzere kendine söz verir. ve artık dost kapısından başka yerde teselli bulamayacağını düşünür. tapduk emre’ye gitmeye karar verir, ancak onunda kendisini kabul etmeyeceğinden korkar. derken sitare’yi düşünür, yanımda olsaydın, bana yol gösterseydin diye hüzünlenirken sitare’yi yanıbaşında bulur. birlikte yürürler, mezarlıktan çıkmak üzereyken sitare yunus’a, şu görünen köye gir ve ilk karşılaştığın kişiyi kendine rehber edin deyip kaybolur.(31.10.2012)

*kendini camiden çıkarken bulan yunus’u biri el bileğinden kavrayıp, haydi yolcu gel benimle ve bende misafir ol deyip evine götürür. yunus şaşkınlıkla gider. hazırda bir sofra sofrada yumurta, tereyağ ve bal vardır. sofraya otururlar ve adam anlatmaya başlar. aşktan ve aşıktan bahseder. o bahsettikçe yunus sofrada ibrahim ile sitare’yi bir de sakallı tebessüm yüzlü elinde asa olan bir ihtiyarı görür. dinlediği şeyler onu büyülemiştir. konuşması bittiğinde adam ona bugünün mevlit kandili olduğunu, anlattıklarını bu yüzden anlattığını söyler ve varacağın yere böyle git der. yunus kendinden geçmiş gibidir, uyandığında kendini cami avlusunda bulur, elinde hala sıcak ekmek ve tereyağ kokusu vardır, etrafında ise hiç kimse yoktur.

 

2.BÖLÜM

 

*yunus artık Tapduk Sultan’ın yanındadır. onun tarafından güzelce karşılanmış, hem iltifat hem de bir dolu öğüt almıştır. çekikgöz derviş Abakay ile birlikte kalıyor, hem dervişlik, hem bitkilerden ilaç yapmayı öğrenmeye başlar. aynı zamanda görevi odun taşımaktır. adı Oduncu Yunus olmuştur. hem odun taşıyor hem sultanının ona söylediği zikirleri çekiyor, hem teslimiyeti, Rabbe yönelmeyi, dertlerin dermanının ancak Allah olduğunu öğreniyor.

*birgün Abakay’dan gelen bir derviş orada tam da İsmail yaşlarında bir çocuğun köle pazarında satıldığının haberini getirir. yunus yanında çelebi faruk ve 3 başka derviş ile larende yoluna ismaili bulmaya düşerler. yolculuk boyunca yunus dervişlerin çok değişik hallerine rastlar. mesela her gece 2 dervişin değiştiğini, yüklerinin giderek arttığını ve bunun gibi esrarengiz şeyleri farkeder ama sormaz. bir gün çelebi faruk ”haydi kalk, seni merakından kurtarmaya gidiyoruz” der ve Sultan Mesut’un sarayına giderler. hergün artan yüklerini de yanlarında götürmüşlerdir. yükü Tapduk sultan’ın selamıyla sultan Mesut’a sunarlar, sultan mesut altınları görür ve çelebi faruğa hikayeyi anlatmasını söyler. çelebi faruk hikayenin kendi başından geçtiğini söyler ve başlar anlatmaya: oğlum lokman’ı Kur’an öğrenmesi için hocaya göndermiştim. lokman hafız oldu ve bana hocasının benden bir hediye istediğini söyledi. düşündüm taşındım, Allah’ın kitabına karşılık bir hediye bulamadım ve atımı ona gönderdim. gönderdim ama atım benim bütün geçim kaynağımdı, artık iş yapamaz, evime ekmek getiremez olmuştum. evimi satılığa çıkardım, Tapduk emre sultanım bunu duymuş ve evimi benden alıp, yine bana bağışladı. ama yine de hiçbirşey kazanamıyordum. üzüntüyle yattığım bir gece rüyamda bir ihtiyar bana ”kalk, başının altını kaz” dedi, bu rüya 3 gece devam edince kalktım kazdım ve bu altınları buldum. ve tapduk Sultan’ıma götürdüm. tapduk sultan’ım da size gönderdi” diye anlattı. sultan bunları kabul etmek istemese de çelebi ısrar edince ülkdeki tüm ihtiyaç sahiplerinin listesi çıkarılıp ertesi gün bu altınların dağıtılmasını emretti.

*konya’da mevlana hazretlerinin sohbet ettiği camiye giderler -yunus ile çelebi faruk- . yunus tapduk sultan ile mesnevi den okumuş ancak o güne kadar mevlana ile karşılaşmamış, onun sohbetinde bulunmamıştır. sohbetini dinler, mevlana aşktan sözediyordur, yunus çok etkilenir. sohbet bittiğinde mevlana yunus ile çelebi faruk’un arasına saf tutup birlikte namaz kılarlar. mevlana yunus’u tanımıştır, ona iltifatlarda bulunur ve kafiye düşür der. yunus nasıl olduğunu anlamadan mevlana ile birlikte şiir söylerken bulur kendini.

*samuel 15 yaşına basmıştır, fakat hala hergece ”ey tanrım varsan ve birsen ya babamı bana getir, ya beni ona götür” diye dualar etmekte, babasının gelmediğini görünce de hem tanrıya hem babasına kin ile dolmaktadır. bir gün bir adam işkence edilmek üzere getirilir. samuel ilk defa kendi başına işkence yapabilecekken, adam samuel’in babasının kendisini aradığını söyler. samuel inanmaz ve öfkelenir. içeride birden bir bağırtı ve kalabalık olur. o arada kendinden geçmiştir. uyandığında 2 atlı onu kaçırmış, sarıcaköye’e hacı bektaşın bulunduğu yere götürüyorlardır. vardıklarında hacı bektaş’ı bulmasını ve ona babasını sormasını söyleyip giderler.

*yunus larendedeki çocuğun kendi ismail’i olmadığını görür ve çaresiz dergaha döner. hüzünlüdür. hem ismail’ini bulamadığı için hem de mevlana’ya karşı hata yaptığını düşündüğü için. tapduk sultan ile dertleşir, öğütler alır. artık ona orman daha bir zevk verir olmuştur, odun toplarken rahatladığını hisseder. yine odun topladığı birgün padişah ve adamları yanından geçer. padişah birtakım sorular sorar, yunus bir çoğunu bilmem diye cevap verir. padişah kendisini gariplikten kurtarmayı teklif eder, yunus’un cevabı karşısında etraftaki herşeyin altına döndüğünü gören padişah ve adamları kaçar. yalnız bir adam yunus’a yapışır ve onunla birlikte dergaha gelmekte ısrar eder. dergaha gittiklerinde adam olanları sultan’a anlatır. yunus öyle birşeyin olmadığını, adamın delirdiğini düşünmektedir. (mevlana’nın ölüm haberi bu dönemde dergaha gelir)

*yunus ismail ile sitare’den başka şey düşünemez haldedir, ismail’i bırakıp gittiğine onu bulamadığına içlenmektedir. dergahtaki hayatta ona yetmez olmuştur, sultan’ın gözünde oduncudan başka birşey olmadığını düşünür ve dervişlerin her kötü hallerini görür olur. sultan birgün kandisine artık odun değil su taşımasını söyler. su taşımaya başlar ama zorlanmaktadır. sırtı hep yara olmuştur, hem zihnindeki düşüncelerden hem sırtındaki yaralardan uyuyamaz olur. birgün Abakay dervişlerin ”yunus sultan’ın kızına sevdalı, bu yüzden bunca yüke dayanıyor” diye söylediklerini söyler. oysa yunus sultanın bir kızı bile olduğundan haberdar değildir. hem dervişlerin kendisi hakkında konuşuyor olmalarına, hem sitare’den başka birine sevdalanma fikrine içerler, sıkıntısı iyice artar. abakay sultan’a yunus’un sırtındaki yaralardan bahsedince sultan yaralarını başkasına göstermiş olmasına kızar. yunus bunu duyunca bir anlam veremez, dergahtan iyice soğuduğunu hisseder ve bir gece sessizce dergahtan ayrılır.

*bir mağara aramaya başlar,  derken iki abdala rastlar. abdallar kendisiyle birlikte kalmasını teklif ederler. kabul eder ve onlarla kalmaya başlar. abdallar ona aşktan, Allah aşkından bahsederler. abdalların bazı enteresan hallerini farkeder yunus. mesela yanlarında kandil taşımadıkları halde, gece tavana kandil asmaktaydılar, tam abdest alacakları vakit inceden akan su abdestten sonra kendiliğinden durmakta, yatmadan önce bir abdal dua etmekte, duadan sonra önlerine bir sofra dolusu yiyecek gelmektedir. yunus bunları farkeder, şaşırır ancak birşey söylemez. yine bir gece dua etme vakti gelmişken abdal bu defa dua etme sırasının yunus’ta olduğunu söyler. yunus baştan reddetse de sonunda ısrarlarına dayanamaz ve ”ey Allah’ım bu iki abdal kulun kimin yüzü suyu hürmetine senden istiyorlarsa bende onun yüzü suyu hürmetine istiyorum” der ve neredeyse bütün mağara yiyecekle dolar. abdallar şaşırmıştır, ama yunus daha çok şaşırmıştır. ne diye dua ettiğini abdallara söyler ve onların ”tapduk yanında kalan yunus kul” için dua ettiklerini öğrenir. şaşkına dönmüştür.. baygınmıydı, rüyadamıydı anlayamaz. kendine geldiğinde ağlar ve pişmanlık hissiyle dolar. Dergahta yıkandığını, odun ateşiyle yandığını temizlendiğini anlar.

* Tapduk sultan’ına dönmeye karar verir, ancak onun kapısına varacak yüzü yoktur. hacı bektaş’a gitmeyi, onun tarafından bir haberle sultanına dönmeyi düşünür. yola düşer. sulucakarahöyük’e vardığında aslanlı hünkar’ın bir hafta önce oradan gittiğini öğrenir, perişan olur. çaresiz sultanının yoluna düşer.

*tapduk sultanın darılsada kendisini kabul edeceğini düşünüyordur. oysa dergaha yaklaşmışken onu dervişler karşılar ve dergaha giremeyeceğini söyler. dinlemeyip yürümeye devam edince tükürüp hakaret etmeye başlarlar, vazgeçmez direnir, vurmaya itlemeye başlasalarda caymaya niyeti yoktur. ancak saatler geçtikçe direnemez hale gelmiş, ayağının yarası yüzünden acı çekmeye başlamıştır. ağaç altına uzanıp gece yarısı dergaha girmeyi planlar. orada yatarken abakay gelir ve ayağını sarar. derken Ana bacı (tapduk emre’nin eşi) yanlarına gelir ve sultanın teheccüd için uyandığını söyler. yunus’a sultanın eşiğine yatmasını, sultan oradan geçerken kim diye soracak, ana bacı ”yunus” dediğinde hangi yunus derse oradan gitmesini, bizim yunus mu derse eteğine yapışmasını söyler. yunus ana bacı’nın dediğini yapar, sultanın ”bizim yunus’mu?” dediğini duyduğunda kalbi yuvasından fırlayacak sanmıştır. sultan yunus’u yine tebessümle karşılamış, ona öğütler etmiştir.

*samuel hacı bektaş’ın dergahına gider ancak babasını sormaz. zaten hacı bektaş’la da hiç karşılaşmaz. birkaç gün orada misafir olur, ona çok iyi davranırlar. ancak dergah hayatının kendisine göre olmadığını düşünüp çıkar, ne yapacağını bilemezken kendisini kaçıran adamların bıraktığı atı da alıp bir mağara aramaya başlar, bir de yavru kurt takılmıştır peşlerine. atına hasret, kurt yavrusuna gökışık ismini takar. artık 3 kişi olmuşlardır..(02.11.2012)

 P.S.kitabı henüz bitirmedim, bitirdiğim an kalan özeti paylaşırım;)

Reklamlar

ne düşündün?

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s