hamilelik güncem/6.hafta-içimde misin gerçekten?

bebeğim; sana böyle hitap ediyorum ama henüz varlığından bile tam olarak emin değilim biliyor musun?  randevu aldım seni ultrasonda görebilmek, varlığından -minicik halinden- haberdar olabilmek için, ama çook sonraya verdiler tarihi. o zamana kadar bekleyeceğiz mecbur. olsun, ben senin bende varolabilme ihtimalini bile seviyorum:))

bu hafta doktora gidebilseydik senin kalp atışlarını ultrasonda duyabilecektik. nasıl da heyecanlanırım o pıtpıtları duyduğumda:) ayrıca bu hafta seni bana bağlayan (benden gelecek oksijen ve besinleri sana, senden gelecek karbondioksit ve atıkları bana iletecek olan) plasentan (göbek kordonun) oluşuyor. gözlerinin, kulaklarının ve ağız boşluğunun yeri belli olmaya başlamış olmalı. beynin gün be gün gelişiyor, ileride kol ve bacaklarının olacağı yerlerde minik tomurcuklar oluşmaya başlıyormuş bir de bu hafta. yerim ben o tomurcukları yaaa:)) tabii inşaallah, bunların hepsi Rabbim izin verirse oluyor, olacak.. Allah’ım; sağ salim kucağıma alabilmeyi nasip et bebeğimi. onu Sana layık bir kul, Efendimiz(s.a.v.)’e layık bir ümmet, ana babasına karşı hayırlı bir evlat, vatanına milletine sahip çıkan iyi bir insan eyle.. Amin.

miniciğim, azıcık da kendi halimden sözedeyim sana. aynı ablana hamileliğimde olduğu gibi yine iştahı müthiş açıldı annenin. sık acıkmıyorum aslında ama, yemeye başladığımda doymuyorum. evet evet, doymuyorum. herkes doyuyor, ben doymuyorum:) ama bu defa deneyimliyim, ablanda yemelerimin sonucunda şeker çıkmıştı, korkmuştuk. bu defa daha dikkatliyim, yerken şöyle bir etrafa bakıyorum, insanlar doyduğunda ben de kalkıyorum sofradan:)

yemekten 1 saat kadar sonra miğdem hafif hafif bulanmaya başlıyor ama. bu yüzden koca bir poşet -hafif atıştırmalık- bulunduruyorum yanımda.. çok yediğimden mi yoksa senden mi bilemiyorum ama fena şişkinlik-gaz problemim var bir de. daha şimdiden patlayacak bomba gibi hissediyorum kendimi. göbeğim masanın altına sığmıyor sanki:))

P.S. bazı yakın arkadaşlarıma bahsettim senden, ama henüz ablan, ananen, babannen, dedelerin, dayıların, halan vs.birçok yakınımız bilmiyor seni. duysalar çok sevinirler elbet, ama dur, biraz sabır, hele bir annen ultrasonda görsün seni, hele bir dinlesin kalp atışlarını. herkeslere söyler, kutlarız varlığını sen hiç merak etme;)

huzurlu bir hayat için…

huzurhuzur, en çok ihtiyacımız olan şey.. uğruna neler vermeyiz ki? didinir dururuz biraz daha paramız olsun da evlatlarımız yokluk görmesin, evimizde para derdi olmasın, huzursuzluk çıkmasın diye…

sırf bu yüzden daha minicikken bebelerimiz bizden ayrılıp bir bakıcı eline teslim edilmek üzere sabahın erken saatlerinde hazırlanmak zorunda kalırlar. sırf bu yüzden birazcık büyüdüklerinde kendilerine artık yetmeyen bakıcılarından da alınıp kim olduklarını bile bilmediğimiz insanlara teslim edilirler para karşılığı bakılmak üzere. sırf bu yüzden bütün gün çalışıp yorulmuş, eve geldiğinde de yemek-temizlik gibi bir sürü ”olmazsa olmaz” işle meşgul olmak zorunda kalan annelerinin tahammülsüz tavırlarına maruz kalırlar. sırf bu yüzden daha doğduklarından itibaren hep bir yerlere yetişmek zorunda bırakılıp ”hadi hadi” kelimelerini duya duya alelacele büyürler…

ve eşlerimiz, erkeklerimiz, beylerimiz… sırf bu yüzden hanımlarının saçma sapan ortamlarda, tanımadıkları adamların arasında -belki onların namahrem bakışlarına, belki de edepsiz sözlerine- maruz kalarak,  kendilerinden çok elalemi görmelerine göz yumarlar. sırf bu yüzden işyerinde yaşadıkları stres yetmiyormuş gibi bir de eve geldiklerinde hanımlarının ”bana hiç yardımcı olmuyorsun” nevinden gerginlikleri ile gerilirler. sırf bu yüzden akşam yorgun argın döndükleri evlerinde ayaklarını uzatıp çay-kahve keyfi yapmak yerine yemek-temizlik gibi ev(hanım) işlerini yapmak zorundadırlar. sırf bu yüzden ”ben erkek gibi bütün gün çalışıyorum ya… ben de para kazanıyorum… sen yorulduysan ben de yoruldum… benim param” gibi hiç te annelerinden duymaya alışık olmadıkları sözlerle hanımları sayesinde karşı karşıya kalırlar… sırf bu yüzden ev içerisinde beylikleri elden gider de haberleri bile olmaz..

ve biz.. sırf bu yüzden canımızdan çok sevdiğimiz, gözümüzden sakındığımız evlatlarımızı birilerine emanet edip sabahın erken saatlerinde yollara dökülmüyor muyuz? sırf bu yüzden işyerlerimizde kah patronlarımızın, kah normalde hiçte arkadaş olmayacağımız  iş arkadaşlarımızın kahırlarını çekmiyor muyuz? sırf bu yüzden bütün gün özlemiyle yanıp tutuştuğumuz yavrularımızı ev temizleme, yemek yapma gibi bahanelerle başımızdan savuşturmuyor muyuz? sırf bu yüzden eften püften sebeplerle ”mesela çamaşırları katlamadığı için?” kocalarımızla tartışmıyor muyuz? sırf bu yüzden evi bir türlü tertemiz tutamıyor, ütüleri zamanında yapamıyor, düzenli yemek pişiremiyor ya da misafirlerimize yetişemiyoruz diye kendimizi sık sık eksik hissetmiyor muyuz? sırf bu yüzden daha iyi bir anne, daha iyi bir eş, daha iyi bir kadın olamıyoruz diye üzülmüyor muyuz?

sırf bu yüzden… sırf iyi, güzel, ”huzurlu” bir hayat için!???

 *kendime bir itiraf: tüm bunları huzur için değil de, doyma bilmediğim için yapıyor olabilir miyim?  hep daha iyisini, daha güzelini, daha büyüğünü, daha çoğunu… oysa huzur ne daha büyük bir evde, ne daha büyük bir arabada, ne daha çok kıyafette, ne de daha güzel eşyalarda…

        huzur, sahip olduklarımın farkına varıp, içinde hisseden ve kendisine verildiği için şükretmesini bilen yüreğimde!..

P.S. fotoğraf;  Moral Dünyası Dergisi Temmuz sayısı kapak fotoğrafı, ve post; yine aynı derginin kapak yazısını okuduktan sonra içimden geçenler.