hamilelik güncem/9.hafta

miniciğim, geçtiğimiz salı günü babanla birlikte seni ultrasonda gördük. sonunda:) hatta kalp atışlarını bile dinledik, o an bizi görmeliydin, ikimizin de yüzünü kocaman bir tebessüm kapladı:)) hep düşünürdüm eskiden, ikinci bebekte herşeyi daha önceden yaşadığım için ilki kadar heyecanlanmam heralde diye ama hiç te öyle olmuyormuş. belki balık hafızamın da faydası vardır bu konuda kimbilir? öyle heyecanlıyım ki, sanki ilk kez anne oluyormuşum, sanki ilk kez bir bebeğin kalp atışlarını duyuyormuşum gibi:)

canımm benim, doktor senin ve kesenin gayet sağlıklı gözüktüğünüzü söyledi. bir ara ben senin yalnız olup olmadığını sordum doktora, ama hayır yalnızmışsın, tek ve biricik:) demek ki anneciğin iki bebekle başedemeyecekmiş ki Rabbim seni bana ”tek” nasip etti. şükürler olsun…

netten edindiğim bilgilere göre sen bu hafta bütün eklem yerlerini oynatabiliyor yani kollarını, bacaklarını, bileklerini hareket ettirebiliyormuşsun rahatça,  çok küçük olduğun için olsa gerek ben henüz bu hareketlerini hissedemiyorum, oysa ne çok isterdim hareketlerini farkedebilmeyi, ne zaman sağa sola dönüyor, ne zaman uyuyorsun bilmeyi:) ama sabır, bunları da görücez zamanla inşallah.

artık gözlerin, dudakların, damakların, dilin ve diğer iç organların hemen hemen oluşmuş olmalı. ama gözlerin balık gibi yüzünün iki tarafındaymış okuduğuma göre. balığım benimmm:) en kısa zamanda yüzün normal şeklini alıcak, onlar da olmaları gereken yere yerleşicekler Allah’ın izniyle. ve ben de bir gün senin o minicik gözlerini öptükçe öpücem:)) hep hayırlara baksın o gözler, ışıl ışıl olsun, gülsün, baktığı herkese, heryere, herşeye ışık saçsın, mutluluk versin… Amin.

seni seviyorum bebeğim, hem de çok.. 

Reklamlar

hamilelik güncem/ 5.hafta-bebeğime mektup

merhaba bebeğim; ben annen.

dünyama girdiğini henüz 3 gün önce öğrendim. aslına bakarsan seni uzun zamandır istiyordum, kısa bir süre önce ise beklemeye başlamıştım. ve Rabbime şükürler olsun ki bana seni fazlaca bekletmeden nasip etti. Sen dünyanın en büyük mucizelerinden birisin, ve ben bu mucizenin benim bedenimde oluşmaya başladığını öğrendiğimden beri çok ama çok heyecanlıyım. kendimi 3.kez çok şanslı hissediyorum bu hayatta. birincisi babanla evlenmiş olmam, 2.si ablana kavuşmam ve 3.sen bebeğim:) ne kadar şükretsem az sizin için…

baban; bana göre dünyanın en iyi, en merhametli insanlarından biri. kalbi tertemizdir, hiç kimse için kötülük düşünmez, hiçkimse için de iyilikten kaçınmaz. iyi bir eş, iyi bir baba. dünyaya bir daha gelsem, yine onunla evlenmek isterdim. sen de tanıdığında eminim onu çok ama çok seveceksin bebeğim:)

ablan; 5 yaşında şeker mi şeker bir kız. duygusal, merhametli, kıpır kıpır birisi. biliyor musun o da benim gibi uzun zamandır seni çok istiyor. hep seninle oynayacağı günlerin hayalini kuruyor. küçülen kıyafetlerinden, oyuncaklarından  özenle seçip  senin için ayırıyor. aslında henüz senden ona sözetmedik, fazlaca sabırsızlanmasın diye bir süre bahsetmeyi düşünmüyoruz. ama içine mi doğdu ne, bir süredir odasında senin için yer hazırlıyor, bir yatak yaptı odasının köşesine, ve üzerine senin için bazı oyuncaklar koydu, sık sık o yatağa oturup seninle oyun oynuyor kendince:) onun gibi bir ablaya sahip olduğun için çok şanslısın haberin olsun;)

bebeğim; şuan içimde senin için hazırlanmış olan keseyle birlikte en uygun köşeye yerleşmiş, orada gelişmeye başlamış olman gerek. nette bahsedilene göre 1-3 mm arası miniciksin ama beynin, kalp damar sistemin ve omuriliğin oluşmaya başlamış olmalı. ben bu aralar senin sağlıklı ve tabiiki hayırlı bir evlat olabilmen için bolca dua ediyorum:)

bense senin kemik gelişimin için süt-yoğurt tüketimimi artırdım, rafadan yumurta yemiyorum artık, folik asit ve demir desteği alıyorum, zaten pek kullanmadığım cola gibi asitli şeyleri hayatımdan tamamen çıkardım, çayı yok denecek kadar azalttım.  ramazan bittiğinde yeme düzenimi daha dengeli bir şekilde oluşturmayı planlıyorum. gereğinden fazla ağır kaldırmıyorum ve daha sık dinleniyorum. bu arada su alımımı fazlaca artıramasamda sık sık tuvalete gitme ihtiyacı hissediyorum. şimdilik senin benim üzerimdeki tek belli etki bu…

ahh, bebeğim; aramıza katılmana, seni kucağıma alıp sineme sarmama henüz bolca zaman var ama ben daha şimdiden seni çok özledim:)

CANININ PARÇASINI KREŞTE BIRAKAN ANNENİN DRAMI

iş mi şimdi bu! gözümden sakındığımı hiç mi hiç tanımadığım insanlara emanet etmek zorundayım. aylardır bunun sancısını çekerken, o büyük gün geldi çattı.
bu sabah ”haydi kreşe gidelim, biraz çabuk olun yoksa sizi bekliyemiycem, hadi ama hadiiii, anne yaa saçlarımı öğretmenim tarasa olmaz mı” nidalarıyla gözlerini açan prenses bizi fenaca yanılttı.
daha kreşin kapısından girerken başladı trajedi. ayakkabılarını çıkarıp içeri girmesi gereken prenses vampir görmüş gibi arkasına -annesinin bacaklarına- yapıştı ve haaayyıııırrrr çığlıklarına başladı. -halbuki daha üç gün önce öğretmeniyle görüşmeye gitmiş ve zeynebin asla sesini yükselterek ağlamayacağını, ağlasa bile köşeye çekilip içli içli ağlayacağını söylemiştim. şimdi kadın hakkımda çok kötü şeyler düşünüyordur heralde? çocuğumun gerçek annesi olup olmadığım konusunda bile tereddüt yaşamış olabilir. öyle değil mi ya, çocuğun  annesi olsam onu tanır, nasıl tepki vereceğini bilirdim! –
çığlıklardan sonra  ben yumuşacık ses tonumla haydi annecim birlikte girip kreşi dolaşalım diyerek onu ikna ettim. kreşi dolaştık, öğretmeni ve arkadaşlarıyla, kurum sorumlusuyla, kreş müdiresi ile ve bilimum herkesle tanıştık. buraya kadar -elini bırakmamam şartıyla- bir sorun yok. ama artık sınıfa gidip eğitime-oyuna katılma zamanı geldi de geçti.
ama yok asla!  prenses buna hiç mi hiç yanaşmıyor. beynimin içinde adem amcanın sözleri çınlayıp duruyor. ”çocuk ağlaya ağlaya kreşe bırakılmaz. anne mutlaka çocuğuyla birlikte sınıfa gidip bir süre onunla vakit geçirmeli, sonra çocuğuna söyleyerek sınıf dışına çıkmalı ama her ihtimale karşı okul içerisinde bulunmalı ve çocuğu ona ihtiyaç duyduğunda annesinin yakınında bulunduğunu bilmeli.
tamam adem amca iyi hoş da ben prensesle sınıfa girdiğimde sınıftan dışarı çıkamıyorum. tam da senin söylediklerini yapmaya kararlıyım ama benim prenses buna hiç izin vermiyor. sınıf kapısından dışarı adım atacak olsam basıyor çığlığı. peki ben şimdi ne yapmalıyım?
derken prensesi alıp müdire hanımın odasına geliyorum. anlatıyorum, anlatmaya çalışıyorum ama yok, olmuyor, anlamıyor, anlamak istemiyor. artık ben de ağlamaklıyım, bir taraftan üzülüyorum bir taraftan sinirlenmeye başlıyorum. derken saate bir bakıyorum ki körolasıca geçmek bilmemiş. ve saatlerce güne giden kadınlar gibi müdire hanımın odasında oturuyor, muhabbet ediyoruz. keyfimiz yerinde yani. ama iş maksadını aştı, nasıl gidecek bu çocuk sınıfa derken ben babası geliyor beni almaya.
annecim artık ben işe gitmek zorrrr… derken bizim ”nerden geldiğine anlam veremediğim” çığlıklar başlıyor. babası içeri girer girmez ben dışarı sıvışıyorum. şimdi akşama kadar böyle ağlıyacak diye düşünürken zeynebin sesi kesiliyor. acaba birşey mi oldu, çocuk tıkandı mı?? hayır hiçbirşey olmamış, babası beni işe bırakıp kendi işlerini de hallettikten sonra onu almaya gideceğini izah etmiş, bizim prenses de müdire hanımla sulu boya yapmaya gitmiş. şaka gibi:)
saat başı aradım, herşey yolunda diyor hep telefondaki  ses. ama içim fena, huzursuz. sanki öyle değilmiş gibi. beni kandırıyorlar mı yoksa? telefona istesem diyorum.. ama ya gerçekten herşey yolundaysa ve benim sesimi duyunca yoldan çıkarsa! en iyisi sabır. zaten son 1 saat.
akşamı 44 gözle bekliyorum:(