sen de beni özlüyoy musun çok?

miniğin bir tanesi annesini çok özlüyormuş, okula gidince onun yüzünü düşünüyor aklına gelmeyince hep ağlıyormuş. gece annesi ona sarılıp yatınca bunları anlatmış. annesi ağlamış, minik ağlamış.
şimdi de ben ağlıyorum, hem o miniğe, hem onu bırakıp işe gitmek zorunda olan annesine, hem kendi miniğime, hem kendime… ağlıyorum işte, gündüz çalıştığım yetmiyormuş gibi, şimdi bu saatte desen çiziyor oluşuma, hasta, yorgun, uykusuz olsamda sabah oldugunda hepsini unutup işe gidecek oluşuma…
ağlıyorum, miniğimle doyasıya vakit geçiremeyişime, ona yetemeyişime..
ağlıyorum, ağlıyorum, onu çok özlüyorum. bana belli etmiyor ama o da beni böyle çok özlüyormu ki?..

arabası olmayanlar gezemez mi demiştiniz?

biz bunun koca bir yalandan ibaret oldugunu gecen pazar ispat ettik. ne arabasızlığa, ne soğuğa ne de çocuklu olmaya aldırmadık ve daha önce hiç gitmediğimiz bir yere ”iznik” e gittik, sırf gezmek için.

açık konuşmak gerekirse baştan biraz tedirgindik, ya gezeceğimiz yerleri bulamazsak, ya sıkılırsak, ya üşürsek, ya zeynebin uykusu gelir ya da yorulursa, ya hasta olursa, bla bla bla.. tüm bu kara düşünceleri beynimizden attık, deneme cesaretini gösterdik.

sonuç mu? iyi ki yapmışız:)

yapmasaydık eğer

çini çarşılarındaki müthiş takıları, ev eşyalarını;

çini fırınlarını;
 minresi tamamen çini ile süslenmiş olan Yeşil Camii’yi;
iznik müzesini;

Ayasofya (kilise-müze) Camii’ni;
 İznik’in çalışkan çinicilerini;
güzel  evlerini;
 insana mecburi huzur yaşatan İznik Gölünü;
nasıl görecek, nasıl bilecektik?
dedim ya iyi ki gitmiş, görmüş bilmişiz. darısı başınıza;)

can sıkıntısına ne iyi gelir? gece yarısı mutfağa uğrayıp yenilebilecek ne varsa miğdeye indirmek mi?…

diyet yapmaya karar verdim. vermez olaydım! çünkü ”zayıflayacağım” dediğim andan 2 saniye sonra iştahım açıldı ve o gün bugündür kapanmak bilmedi. hamileliğim dışında hiç bu kadar şişman olmamıştım:( bu iştah denen meretin benden biran önce uzaklaşması lazım..
uykum geldi ama yatamıyorum. çünkü karnım aç ve pc nin başından kalkıp yatağa gidecekken mutfağa uğramaktan korkuyorum. bu sebepten ötürüdür ki sandalyeye yapışıp kaldım. zeynebimin fotoğraflarıyla uğraşıyorum. açlığımı unutmak istiyorum. birisi mutfağın kapısını kilitlese diyorum::(

sonbahar da bir ”bahar”

sabah uyanıp ta anne babayı yatakta bulan prenses hemen parka gidebilir mi yiizzz diye tutturur. haftanın sadece bir günü bu prensese doyma hakkına sahip olan anne baba tabii ki bu ricayı kırmaz. evin halini düşünmeyip kahvaltı eder etmez kendini sokağa atar. ve prenses mutludur, sonbaharda ilkbahar gibi çiçekler açmıştır minicik yüzünde…

eğlence faslı bittikten sonra yürüyüşe başlanır. yolda bol bol sararmış yapraklar, kurbağalar, odun parçaları, süs köpekleri görülüp hayretle incelenir.
çok yorulduuum nidalarına başlayan prenses anne baba zoruyla eve dönmeye ikna edilir.
eve döndüğünde ise kendini mışıl mışıl bir uykunun kollarına atar:)

bayram zamanı, bayramlık zamanı

bu ramazan da geldi geçiyor ve yerini bayrama bırakmak üzere. her bayram oldugu gibi bizim evde bayram hazırlıkları yine son haftaya kaldı. yıkanacaklar yıkanmaya, alınacaklar alınmaya, listeler yavaaş yavaaş uzamaya başladı nihayet. kocaman kadın oldum ama hala her bayram öncesi içim kıpır kıpır oluyor. evim tertemiz olsun, rengarenk şekerler şekerlikleri doldursun, mutlaka ama mutlaka bayramlık cicilerimiz dolapta hazır olsun istiyorum:)
ilk olarak avm dolaşarak başladık hazırlığa, bugünün yani 1.günün karlısı prenses oldu. onun bayramlıkları ”hemen hemen” hazır gibi. darısı sevgili ile benim başıma:))
P.S. yukarıdaki foto kötü, kociş yan bakmış, prensesin ise kafası karagöz olmak için ufak kalmış ama olsun. ikisi de çok tatlı bence:)

büyüyor muyuz ne?

-tatlım oyuncaklarını toplayabilir misin?
– belki bileyim belki bilmem!
-kuşum çişin var mı?
-vay ama menim!
-zeynebim hadi gidelim.
– oyaya mı, buyaya mı?
-sen hangi arada büyüdün de böyle konuşmayı öğrendin…
-anne 3’te?!
-:))

anne olmak…

ne güzel bir şeymiş anne olmak. hayır hayır ne güzel şey değil, dünyanın ennn güzel şeyiymiş. gerçekten de anne olmadan anlaşılamayan bir duyguymuş. birini canından öte sevmek, canını seve seve feda edebilmek… o yesin de ben yemesemde olur, o uyusunda ben uyumasamda sorun yok, o giysin de ben giymesemde dert değil demek… birdenbire kendi annemize daha cok deger vermek, keske annemi hiç üzmeseydim, kırmasaydım diye düşünmek… anne olmadan önce vaktimizin ne kadar bol oldugunu görmek… bir varlıgın şıp diye hayatınızın tam da ortasına oturusunu hayretle izlemek..
lafı uzatmaya gerek yok, dedim ya dünyanın ennn güzel şeyidir BEBEK:)

pazar gününden anılar

bu pazar kahvaltımızı ettikten sonra biraz hava almak aynı zamanda alışveriş yapabilmek için real‘e gitmiştik, bizim küçükhanım öyle eğlendi ki kıskandık ve hep onu mu eğlendireceğiz, biraz da biz eğlenelim diyerek eşimle masa hokeyi oynadık. 5-3 yenildim:( aslında eskiden ondan iyi oynardım:)
velhasıl soğuk havada yapılabilecek çok fazla seçenek olmadığı için bu tatil günümüzü de alışveriş merkezinde geçirdik. laptoplar, kitaplar ve oyuncaklar bölümünde bol bol durduk, fikir alışverişinde bulunduk, eee az biraz da alışveriş yaptık tabii… yaz gelse de pazar günlerimizi kapalı mekanlar yerine yemyeşil çimenler üzerinde geçirsek. 🙂
bu daaa gezmekten yorulmuş ve kurt gibi acıkmış 3 insanın ikindi yemeği, KUMPİR:)

bir kız annesi olunca…

insan boş zamanlarını çok zevkli bir şekilde geçirebiliyor. miniğinin tokalarını önce kendi saçında, sonra onun saçında sonra da prensesin bebeklerinin saçında deneyebiliyor, onları renk ya da büyüklük sırasına göre kutuya yerleştirme çalışmaları yapabiliyor ya da farklı tokalar ile farklı kombinasyonlar elde etmek için kafa yorabiliyor. ve en önemlisi tüm bu yapılanlar hem minik kızları hem de anneleri eğlendiriyor:) işte bu fotoğraflarda zeynep’le benim eğlendiğimiz zamanlardan…
bu arada kızımın saçları da bayağı uzamış, ara sıra kestirsem mi diyorum ama kıyamıyorum da… zaten kuaförde de rahat duracağını sanmıyorum, galiba ilkokula başlayana kadar bu ilk (doğum) saçlarıyla kalacak.