Fetih 1453

efektler etkileyici, senaryo ve oyuncular fena sayılmaz, yani filme harcanan vakit ve para boşuna değil. ama benim gibi filmden bir ”Fatih destanı” bekleyenler için umut kırıcı.
bir kere ”Memet” dedikleri insan Efendimiz(s.a.v.) tarafından -Konstantiniyye elbet birgün feth olunacaktir. Onu fetheden kumandan ne güzel kumandan, O’nun askeri ne güzel askerdir.- denilenek müjdelenmiş koskoca bir Osmanlı padişahı Fatih Sultan Mehmet’tir. ben açıkçası kendisini çok daha mübarek, gönlü iman dolu bekliyordum. beni şaşırttı.
sonra padişah eşi milletin arasında öyle- o kıyafetle (muhteşem yüzyıldaki kadınlar gibi) dolaşmaz, dolaşmıyordur herhalde, dolaşmamalı yani.
Akşemseddin dediğimiz zat Fatih’in yanından bir an olsun ayrılmıyor, padişah ona sormadan adım bile atmıyordu hani. filmdeki Akdede fetihten bir gün önce ancak yetişiyor. o da zavallım dişleri dökülmüş, ne dediği anlaşılmaz vaziyette. olmamış yani.
film boyunca en çok ”Hasan” a üzüldüm. hani şu fetih sırasında Bizans surlarına sancağı ilk diken ”ulubatlı Hasan”. benim fikrimdeki o kahraman, gönlü iman dolu Hasan film boyunca tutturmuş bir -Era- peşinden ayrılmıyor, öpüyor kokluyor, hamile bile bırakıyor kızı, düşünün yani.. ah Hasan ah ben mi gözümde büyütmüşüm seni, yoksa senin kemiklerin mi sızlıyor filmde sana giydirilen profil yüzünden?
kafam kazan gibi filmden beri. yıllardır benim bildiğim Osmanlı’mı yanlıştı? tabii ki hayır. bu zamane filmleri bizi yanıltıyor. öyle değil mi??
***birileri bana içinden ”izlediğin sadece bir filmdi, illa gerçeği yansıtması gerekmiyor, senarist kendi kurgusunu kullanmış olabilir” diyor galiba, duyuyorum:)

izin detayı;

izin 1: bandırma’dan sonra manyas kuş cennetine gidilip dürbün ile kuş seyri+piknik yapılır.
izin 2: bolca temizlik yapılır, özlenen mutfakla kavusulup pizza+kısır+elmalı pasta yapılıp çiğdem-çınar ikilisi misafir edilir.( maalesef yiyeceklerin fotosunu cekmeyi unutmusum.) ardından hep birlikte güne gidilip biraz da orda yenilip içilir:)
izin 3: sabah 2 kahve misafiri  ağırlanıp ardından eski iş arkadaşı esma+eymen ile buluşulup çook önceden verilmiş olan kumpir sözü gerçekleştirilir. çoluk çocuk  baharın keyfini çıkarmak adına çarşı-pazar gezilir.. tozulur.. minik prenses gün boyu annesini hiç üzmez ama dönüş yolunda dayanamaz uyuyuverir:)
izin 4: eskimeyen dost seçil ve oğluşu ömür misafir edilir. bolca sohbet ve kahkaha dolu görüşmeye doyulmayınca cuma tekrar buluşma kararı alınır.
izin 5: eski komşular ayşe+nagehan+esra ile kahvaltıda bulusulup akşam olup ceneler agrıyana dek sohbet edilip görüşülmeyen günlerin acısı çıkarılır:)
izin 6: tekrar seçil+ömür. bu defa anılardan değil gardroptan yanaydı sohbet. sagolsun manken oldu benim için secilim, uflayıp püflemeden sergiledi bana elbiselerini:)
izin 7: ailece kitap fuarı + yemek yaptık. güzel bir akşam oldu..
izin 8: yine temizlik ile kapanışı yapıyorum. yarın iş var. -malesef- olmasa da olur muydu ki?

yiyiniz, içiniz, Somali’yi unutmayınız!

İmtihan dünyasındayız. Kazanmanın zor, kaybetmenin kolay olduğu bir imtihan dünyasında. Daha çocukluğumuzdan başlar sınavlar. Hepsinin tarihleri isimleri vardır. Kah bilgimizdir ölçülen, kah genel kültürümüz. Kah yeteneğimizdir mihenk taşına vurulan, kah mesleki becerimiz.

Karşılığı vardır hepsinin. Daha iyi okullar, daha iyi bir meslek, daha parlak bir kariyer, kısacası daha iyi bir hayat.

Bazı imtihanlar da vardır ki, isimsiz ve zamansızdır. Doğrudan bir cezası ya da ödülü de yoktur. Ama imtihan dünyasının en kritik virajlarıdır aslında. İnsanlığımızı, inancımızı, imanımızı, kulluğumuzu tartarlar.

Bugünlerde işte böyle bir imtihandayız. Kazanmanın ve kaybetmenin kolay, ama sınandığımızı fark etmenin zor olduğu bir imtihanda. Bu imtihanın adı Afrika. Hedef ise bize binlerce kilometre uzaklıktaki insanların açlığını açlığımız, yokluğunu yokluğumuz bilmek. Elimizdeki varla, yokluğun yarasını bir nebze olsun sarmaya çalışmak.

Üç yıldır tek damla yağmur yağmadı diyor haber bültenleri. Renkli gazetelerimizin, açık büfe iftar reklamları arasına sıkıştırılmış küçük haberleri çıkıyor açlıktan ufalmış çocukların. Somali, Sudan, Etiyopya can çekişiyor o resimlerde.

Onların imtihanı belli. Açlık. Bizimkisi de tokluk ne yazık ki. Zira zor oluyor bunca boğaz kavgası arasında onları fark etmek. Bunca yemek reklamları arasına sıkışmış, büzülmüş siyah çocuğu görmek zor.

Bir elimiz yağda bir elimiz balda iken açlığı anlamak zor. Bir günde tonlarca ekmeği çöpe atarken, bir lokma ekmek bulamamanın ne demek olduğunu bilmek zor.

Önümüzden akıp giden leziz yemekleri yememeyi diyet zaferi sayarken, bir deri bir kemik kalmışlığın bizim imtihanımız olduğunu fark etmek zor.

Yemekten zafiyet geçirirken bazılarımız, bazılarımız eritmek için sodaya, sindirmek için ilaçlara saldırırken, açlıktan zafiyet geçirenleri görmek zor. Bir kuş sütü eksik iftar sofraları, açık büfe tatlılar, ekmeğin hası, etin pastırması suyun en yumuşağını ararken karnı beline yapışmış çocuğu akla getirmek zor.

Dört başı mamur, mükellef sofraların başında akşam ezanını beklerken, sormuyor ki kimse, bir tabak da Somalili çocuğa göndermek ister misiniz diye?

Yoksa biliriz, sünnettir inancımızda sofraya bir tabak fazladan koymak. İhtimal ki her an kapı çalar, içeriye bir misafir girer. Yediklerimizin daha helal olması, sofralarımızın daha bir bereketlenip bollaşması için buyur ederiz misafiri. Dahası peygamber vekili olarak bilir, başköşeyi veririz ona.

Ama bu ramazanda soframıza buyur edilmeyi en çok hak edenler binlerce kilometre uzakta. Kendilerini hatırlatmak için kapımıza gelip çalmayacaklar hiçbir zaman. Ama boş tabakların sahibi, peygamber emanetleri bu defa onlar.

Tıpkı daha önce deprem ve sel felaketleri yaşayan Pakistan, Açe ve Sudanlılar gibi. O afetlerde Türkiye vefasıyla, cömertliğiyle gönülleri fetheden insanların ülkesi olarak geçmişti tarihe. En büyük imtihanlarda da öyle yazıldılar deftere. Sofralarından birer tabak değil sofralarını sarıp göndermişlerdi çünkü o ülkelere.

Şimdi tek fark, afet bu defa sel ya da deprem gibi gümbür gümbür değil de sessiz sedasız geldi Afrika’ya. Onların imtihanı beden ve ruhlarını içten içe kemiren açlık ve yokluk, bizimkisi de beden ve ruhlarımızı içten içe körelten varlık ve tokluk.

Bu imtihanın sorusu şu: Kurumuş yüreklere bir damla su, açlıktan takati kesilmiş çocuklara bir lokma ekmek olabiliyor muyuz?

NOT: İmtihan mahalli uzak olduğundan cevaplar SMS ile gönderilebiliyor

Kimse Yok Mu: ACLIK yaz 5777’ye yolla

Diyanet: AFRIKA yaz 5601’e yolla,

Kızılay: 2868’e boş mesaj gönder
 
***bizim çocuklarımız öğününü bitirmedi, ya da yemesi gerekeni değil de başka bir şey yedi diye üzülürken bizler burada, taa uzaklarda Somali’de anneler her 6 dakikada bir çocuklarını -onlara yiyecek birşey bulup veremedikleri için- ”açlıktan ölerek” kaybediyorlar.
göndereceğimiz bir sms (5 tl) bizlerin çocuklarımızın sadakası, onların çocuklarının ise bir günük öğünü olacaktır…