hamilelik güncem/14.hafta

bebeğim;ne çok gün geçmiş sana son yazdiğimdan beri. artik evdeyim, işten ayrildim ama zaman halen su gibi akip geçmeye devam ediyor..

geçen hafta kontrole gittik, seni görmeye:) doktor hanim dikkatlice inceledi seni, ve tabii ben, baban ve ablanda:) kollarin, bacaklarin, kafan, sirtin, popon iyice anlaşilabiliyor artik:) yüzüstü yattiğin için yüzünü göremedik maalesef.. hareketsiz yatiyordun sanki, bu yüzden doktor hanima sordum ben hiç hareket etmiyor mu yoksa ben mi farkedemiyorum diye. hafif hafif hareket ediyor diyordu kiii sen sag kolunu birden havaya kaldirdin, baban, ablan ve bende çığlık, doktor hanimda bir kahkaha. “bak annesi, bebeğin sana selam çakiyor:))”

yerim ben senin selamını da, selam veren minik ellerini de:) canimmm benim, canimmm, bir aliversem seni kucağima.. inşaallah sağlikla…

son 1aydir biraz sıkıntılı bir süreç geçirdik seninle, bu yüzden yatip bol bol dinlendik. ve bu kontrolde kalkma iznini aldik şükür, şimdi de hiç oturmuyoruz:)

miniciğim ufacik sıkıntıyı saymazsak eğer, çok rahat geçti 14 haftamiz, ne mide bulantisi, ne halsizlik, ne uyku, maşallah:) ilk başlarda ciddi iştah artışı olmuştu ama artik o da geçti. yani demem o ki -iyi mi kötü mü bilemedim ama- fiziksel olarak içimde misin değil misin hiç belli değil. ama duygularim seni öyle yoğun hissediyor ki:) bol bol şükrediyorum seni bana nasip eden Rabbime..

 

 

 

Reklamlar

hamilelik güncem/9.hafta

miniciğim, geçtiğimiz salı günü babanla birlikte seni ultrasonda gördük. sonunda:) hatta kalp atışlarını bile dinledik, o an bizi görmeliydin, ikimizin de yüzünü kocaman bir tebessüm kapladı:)) hep düşünürdüm eskiden, ikinci bebekte herşeyi daha önceden yaşadığım için ilki kadar heyecanlanmam heralde diye ama hiç te öyle olmuyormuş. belki balık hafızamın da faydası vardır bu konuda kimbilir? öyle heyecanlıyım ki, sanki ilk kez anne oluyormuşum, sanki ilk kez bir bebeğin kalp atışlarını duyuyormuşum gibi:)

canımm benim, doktor senin ve kesenin gayet sağlıklı gözüktüğünüzü söyledi. bir ara ben senin yalnız olup olmadığını sordum doktora, ama hayır yalnızmışsın, tek ve biricik:) demek ki anneciğin iki bebekle başedemeyecekmiş ki Rabbim seni bana ”tek” nasip etti. şükürler olsun…

netten edindiğim bilgilere göre sen bu hafta bütün eklem yerlerini oynatabiliyor yani kollarını, bacaklarını, bileklerini hareket ettirebiliyormuşsun rahatça,  çok küçük olduğun için olsa gerek ben henüz bu hareketlerini hissedemiyorum, oysa ne çok isterdim hareketlerini farkedebilmeyi, ne zaman sağa sola dönüyor, ne zaman uyuyorsun bilmeyi:) ama sabır, bunları da görücez zamanla inşallah.

artık gözlerin, dudakların, damakların, dilin ve diğer iç organların hemen hemen oluşmuş olmalı. ama gözlerin balık gibi yüzünün iki tarafındaymış okuduğuma göre. balığım benimmm:) en kısa zamanda yüzün normal şeklini alıcak, onlar da olmaları gereken yere yerleşicekler Allah’ın izniyle. ve ben de bir gün senin o minicik gözlerini öptükçe öpücem:)) hep hayırlara baksın o gözler, ışıl ışıl olsun, gülsün, baktığı herkese, heryere, herşeye ışık saçsın, mutluluk versin… Amin.

seni seviyorum bebeğim, hem de çok.. 

hamilelik güncem/6.hafta-içimde misin gerçekten?

bebeğim; sana böyle hitap ediyorum ama henüz varlığından bile tam olarak emin değilim biliyor musun?  randevu aldım seni ultrasonda görebilmek, varlığından -minicik halinden- haberdar olabilmek için, ama çook sonraya verdiler tarihi. o zamana kadar bekleyeceğiz mecbur. olsun, ben senin bende varolabilme ihtimalini bile seviyorum:))

bu hafta doktora gidebilseydik senin kalp atışlarını ultrasonda duyabilecektik. nasıl da heyecanlanırım o pıtpıtları duyduğumda:) ayrıca bu hafta seni bana bağlayan (benden gelecek oksijen ve besinleri sana, senden gelecek karbondioksit ve atıkları bana iletecek olan) plasentan (göbek kordonun) oluşuyor. gözlerinin, kulaklarının ve ağız boşluğunun yeri belli olmaya başlamış olmalı. beynin gün be gün gelişiyor, ileride kol ve bacaklarının olacağı yerlerde minik tomurcuklar oluşmaya başlıyormuş bir de bu hafta. yerim ben o tomurcukları yaaa:)) tabii inşaallah, bunların hepsi Rabbim izin verirse oluyor, olacak.. Allah’ım; sağ salim kucağıma alabilmeyi nasip et bebeğimi. onu Sana layık bir kul, Efendimiz(s.a.v.)’e layık bir ümmet, ana babasına karşı hayırlı bir evlat, vatanına milletine sahip çıkan iyi bir insan eyle.. Amin.

miniciğim, azıcık da kendi halimden sözedeyim sana. aynı ablana hamileliğimde olduğu gibi yine iştahı müthiş açıldı annenin. sık acıkmıyorum aslında ama, yemeye başladığımda doymuyorum. evet evet, doymuyorum. herkes doyuyor, ben doymuyorum:) ama bu defa deneyimliyim, ablanda yemelerimin sonucunda şeker çıkmıştı, korkmuştuk. bu defa daha dikkatliyim, yerken şöyle bir etrafa bakıyorum, insanlar doyduğunda ben de kalkıyorum sofradan:)

yemekten 1 saat kadar sonra miğdem hafif hafif bulanmaya başlıyor ama. bu yüzden koca bir poşet -hafif atıştırmalık- bulunduruyorum yanımda.. çok yediğimden mi yoksa senden mi bilemiyorum ama fena şişkinlik-gaz problemim var bir de. daha şimdiden patlayacak bomba gibi hissediyorum kendimi. göbeğim masanın altına sığmıyor sanki:))

P.S. bazı yakın arkadaşlarıma bahsettim senden, ama henüz ablan, ananen, babannen, dedelerin, dayıların, halan vs.birçok yakınımız bilmiyor seni. duysalar çok sevinirler elbet, ama dur, biraz sabır, hele bir annen ultrasonda görsün seni, hele bir dinlesin kalp atışlarını. herkeslere söyler, kutlarız varlığını sen hiç merak etme;)

huzurlu bir hayat için…

huzurhuzur, en çok ihtiyacımız olan şey.. uğruna neler vermeyiz ki? didinir dururuz biraz daha paramız olsun da evlatlarımız yokluk görmesin, evimizde para derdi olmasın, huzursuzluk çıkmasın diye…

sırf bu yüzden daha minicikken bebelerimiz bizden ayrılıp bir bakıcı eline teslim edilmek üzere sabahın erken saatlerinde hazırlanmak zorunda kalırlar. sırf bu yüzden birazcık büyüdüklerinde kendilerine artık yetmeyen bakıcılarından da alınıp kim olduklarını bile bilmediğimiz insanlara teslim edilirler para karşılığı bakılmak üzere. sırf bu yüzden bütün gün çalışıp yorulmuş, eve geldiğinde de yemek-temizlik gibi bir sürü ”olmazsa olmaz” işle meşgul olmak zorunda kalan annelerinin tahammülsüz tavırlarına maruz kalırlar. sırf bu yüzden daha doğduklarından itibaren hep bir yerlere yetişmek zorunda bırakılıp ”hadi hadi” kelimelerini duya duya alelacele büyürler…

ve eşlerimiz, erkeklerimiz, beylerimiz… sırf bu yüzden hanımlarının saçma sapan ortamlarda, tanımadıkları adamların arasında -belki onların namahrem bakışlarına, belki de edepsiz sözlerine- maruz kalarak,  kendilerinden çok elalemi görmelerine göz yumarlar. sırf bu yüzden işyerinde yaşadıkları stres yetmiyormuş gibi bir de eve geldiklerinde hanımlarının ”bana hiç yardımcı olmuyorsun” nevinden gerginlikleri ile gerilirler. sırf bu yüzden akşam yorgun argın döndükleri evlerinde ayaklarını uzatıp çay-kahve keyfi yapmak yerine yemek-temizlik gibi ev(hanım) işlerini yapmak zorundadırlar. sırf bu yüzden ”ben erkek gibi bütün gün çalışıyorum ya… ben de para kazanıyorum… sen yorulduysan ben de yoruldum… benim param” gibi hiç te annelerinden duymaya alışık olmadıkları sözlerle hanımları sayesinde karşı karşıya kalırlar… sırf bu yüzden ev içerisinde beylikleri elden gider de haberleri bile olmaz..

ve biz.. sırf bu yüzden canımızdan çok sevdiğimiz, gözümüzden sakındığımız evlatlarımızı birilerine emanet edip sabahın erken saatlerinde yollara dökülmüyor muyuz? sırf bu yüzden işyerlerimizde kah patronlarımızın, kah normalde hiçte arkadaş olmayacağımız  iş arkadaşlarımızın kahırlarını çekmiyor muyuz? sırf bu yüzden bütün gün özlemiyle yanıp tutuştuğumuz yavrularımızı ev temizleme, yemek yapma gibi bahanelerle başımızdan savuşturmuyor muyuz? sırf bu yüzden eften püften sebeplerle ”mesela çamaşırları katlamadığı için?” kocalarımızla tartışmıyor muyuz? sırf bu yüzden evi bir türlü tertemiz tutamıyor, ütüleri zamanında yapamıyor, düzenli yemek pişiremiyor ya da misafirlerimize yetişemiyoruz diye kendimizi sık sık eksik hissetmiyor muyuz? sırf bu yüzden daha iyi bir anne, daha iyi bir eş, daha iyi bir kadın olamıyoruz diye üzülmüyor muyuz?

sırf bu yüzden… sırf iyi, güzel, ”huzurlu” bir hayat için!???

 *kendime bir itiraf: tüm bunları huzur için değil de, doyma bilmediğim için yapıyor olabilir miyim?  hep daha iyisini, daha güzelini, daha büyüğünü, daha çoğunu… oysa huzur ne daha büyük bir evde, ne daha büyük bir arabada, ne daha çok kıyafette, ne de daha güzel eşyalarda…

        huzur, sahip olduklarımın farkına varıp, içinde hisseden ve kendisine verildiği için şükretmesini bilen yüreğimde!..

P.S. fotoğraf;  Moral Dünyası Dergisi Temmuz sayısı kapak fotoğrafı, ve post; yine aynı derginin kapak yazısını okuduktan sonra içimden geçenler.

 

hamilelik güncem/ 5.hafta-bebeğime mektup

merhaba bebeğim; ben annen.

dünyama girdiğini henüz 3 gün önce öğrendim. aslına bakarsan seni uzun zamandır istiyordum, kısa bir süre önce ise beklemeye başlamıştım. ve Rabbime şükürler olsun ki bana seni fazlaca bekletmeden nasip etti. Sen dünyanın en büyük mucizelerinden birisin, ve ben bu mucizenin benim bedenimde oluşmaya başladığını öğrendiğimden beri çok ama çok heyecanlıyım. kendimi 3.kez çok şanslı hissediyorum bu hayatta. birincisi babanla evlenmiş olmam, 2.si ablana kavuşmam ve 3.sen bebeğim:) ne kadar şükretsem az sizin için…

baban; bana göre dünyanın en iyi, en merhametli insanlarından biri. kalbi tertemizdir, hiç kimse için kötülük düşünmez, hiçkimse için de iyilikten kaçınmaz. iyi bir eş, iyi bir baba. dünyaya bir daha gelsem, yine onunla evlenmek isterdim. sen de tanıdığında eminim onu çok ama çok seveceksin bebeğim:)

ablan; 5 yaşında şeker mi şeker bir kız. duygusal, merhametli, kıpır kıpır birisi. biliyor musun o da benim gibi uzun zamandır seni çok istiyor. hep seninle oynayacağı günlerin hayalini kuruyor. küçülen kıyafetlerinden, oyuncaklarından  özenle seçip  senin için ayırıyor. aslında henüz senden ona sözetmedik, fazlaca sabırsızlanmasın diye bir süre bahsetmeyi düşünmüyoruz. ama içine mi doğdu ne, bir süredir odasında senin için yer hazırlıyor, bir yatak yaptı odasının köşesine, ve üzerine senin için bazı oyuncaklar koydu, sık sık o yatağa oturup seninle oyun oynuyor kendince:) onun gibi bir ablaya sahip olduğun için çok şanslısın haberin olsun;)

bebeğim; şuan içimde senin için hazırlanmış olan keseyle birlikte en uygun köşeye yerleşmiş, orada gelişmeye başlamış olman gerek. nette bahsedilene göre 1-3 mm arası miniciksin ama beynin, kalp damar sistemin ve omuriliğin oluşmaya başlamış olmalı. ben bu aralar senin sağlıklı ve tabiiki hayırlı bir evlat olabilmen için bolca dua ediyorum:)

bense senin kemik gelişimin için süt-yoğurt tüketimimi artırdım, rafadan yumurta yemiyorum artık, folik asit ve demir desteği alıyorum, zaten pek kullanmadığım cola gibi asitli şeyleri hayatımdan tamamen çıkardım, çayı yok denecek kadar azalttım.  ramazan bittiğinde yeme düzenimi daha dengeli bir şekilde oluşturmayı planlıyorum. gereğinden fazla ağır kaldırmıyorum ve daha sık dinleniyorum. bu arada su alımımı fazlaca artıramasamda sık sık tuvalete gitme ihtiyacı hissediyorum. şimdilik senin benim üzerimdeki tek belli etki bu…

ahh, bebeğim; aramıza katılmana, seni kucağıma alıp sineme sarmama henüz bolca zaman var ama ben daha şimdiden seni çok özledim:)

kaza yaptık, şükrettik…

annebabacocuk-767298arabamız yok, kaza yaptık ve yaya kaldık. masraf ağır, kazanın korkusu ağır. ama iyi oldu. bunu böyle derken yanlış birşey ifade etmekten korkuyorum ama böyle. kaza yaptığımız iyi oldu -(Rabbim bir daha yaşatmasın!)-

zira göremediklerimi görmeye başladığımı farkettim. mesela hayatın ”emin olunacak bir servet olmadığını” farkettim. hani hep denir ya yarına çıkacağımız belli değil diye. yarına değil bir saat sonrasına hatta 1 dakika sonrasında yaşıyor ya da yaşamıyor olacağımız muamma. zira 15-20 saniye gibi bir sürede gerçekleşti herşey. daldık ve çarptık…

iyi oldu diyorum çünkü bu sayede çocuğu hasta olduğunda, elinin altında araba olmayan, buz gibi havada ateşli evladını gece yarısı otobüsle hastaneye götürürken asıl anneliği, annelik korkusunu yaşadım, ve böyle anneler-böyle evlatlar olabildiğini hatırladım, deneyimledim, anladım. ve o insanlara ”belki de ilk kez” dua ettim.

iyi oldu diyorum çünkü otobüsle yolculuk yaparken evladı özürlü-tekerlekli sandalyeye mahkum anneler gördüm. onların fedakarlıkları yanında kendi anneliğimin ne derece basit, kolay olduğunu farkedebilme fırsatına  eriştim. off dediğim herbir zaman için tövbe, ve Rabbimin aileme lutfettiği sağlık nimeti için binlerce şükrettim.

iyi oldu diyorum çünkü araba kullanmadığımız sürede ailece -anne baba yanlarda, çocuk ortada- versiyonunda elele uzun süre yürümenin ne derece keyifli olduğunun farkına vardım. araba ile olmanın ne derece hızlı, umarsız, farkındalığı az, yürümenin ise nasıl sakin, huzur verici, yaratılana (ağaçlara, çiçeklere, hayvanlara, insanlara vs.) karşı tefekküre sevkedici bir eylem olduğunu yıllar sonra yeniden farkettim.

demem o ki; sağlık için, huzur için, tefekkür için ve en önemlisi biraz daha yavaş olup hayatın ve başkalarının hayatlarının farkına varabilmek için daha az araç, daha fazla yürüyüş şart…

CANININ PARÇASINI KREŞTE BIRAKAN ANNENİN DRAMI

iş mi şimdi bu! gözümden sakındığımı hiç mi hiç tanımadığım insanlara emanet etmek zorundayım. aylardır bunun sancısını çekerken, o büyük gün geldi çattı.
bu sabah ”haydi kreşe gidelim, biraz çabuk olun yoksa sizi bekliyemiycem, hadi ama hadiiii, anne yaa saçlarımı öğretmenim tarasa olmaz mı” nidalarıyla gözlerini açan prenses bizi fenaca yanılttı.
daha kreşin kapısından girerken başladı trajedi. ayakkabılarını çıkarıp içeri girmesi gereken prenses vampir görmüş gibi arkasına -annesinin bacaklarına- yapıştı ve haaayyıııırrrr çığlıklarına başladı. -halbuki daha üç gün önce öğretmeniyle görüşmeye gitmiş ve zeynebin asla sesini yükselterek ağlamayacağını, ağlasa bile köşeye çekilip içli içli ağlayacağını söylemiştim. şimdi kadın hakkımda çok kötü şeyler düşünüyordur heralde? çocuğumun gerçek annesi olup olmadığım konusunda bile tereddüt yaşamış olabilir. öyle değil mi ya, çocuğun  annesi olsam onu tanır, nasıl tepki vereceğini bilirdim! –
çığlıklardan sonra  ben yumuşacık ses tonumla haydi annecim birlikte girip kreşi dolaşalım diyerek onu ikna ettim. kreşi dolaştık, öğretmeni ve arkadaşlarıyla, kurum sorumlusuyla, kreş müdiresi ile ve bilimum herkesle tanıştık. buraya kadar -elini bırakmamam şartıyla- bir sorun yok. ama artık sınıfa gidip eğitime-oyuna katılma zamanı geldi de geçti.
ama yok asla!  prenses buna hiç mi hiç yanaşmıyor. beynimin içinde adem amcanın sözleri çınlayıp duruyor. ”çocuk ağlaya ağlaya kreşe bırakılmaz. anne mutlaka çocuğuyla birlikte sınıfa gidip bir süre onunla vakit geçirmeli, sonra çocuğuna söyleyerek sınıf dışına çıkmalı ama her ihtimale karşı okul içerisinde bulunmalı ve çocuğu ona ihtiyaç duyduğunda annesinin yakınında bulunduğunu bilmeli.
tamam adem amca iyi hoş da ben prensesle sınıfa girdiğimde sınıftan dışarı çıkamıyorum. tam da senin söylediklerini yapmaya kararlıyım ama benim prenses buna hiç izin vermiyor. sınıf kapısından dışarı adım atacak olsam basıyor çığlığı. peki ben şimdi ne yapmalıyım?
derken prensesi alıp müdire hanımın odasına geliyorum. anlatıyorum, anlatmaya çalışıyorum ama yok, olmuyor, anlamıyor, anlamak istemiyor. artık ben de ağlamaklıyım, bir taraftan üzülüyorum bir taraftan sinirlenmeye başlıyorum. derken saate bir bakıyorum ki körolasıca geçmek bilmemiş. ve saatlerce güne giden kadınlar gibi müdire hanımın odasında oturuyor, muhabbet ediyoruz. keyfimiz yerinde yani. ama iş maksadını aştı, nasıl gidecek bu çocuk sınıfa derken ben babası geliyor beni almaya.
annecim artık ben işe gitmek zorrrr… derken bizim ”nerden geldiğine anlam veremediğim” çığlıklar başlıyor. babası içeri girer girmez ben dışarı sıvışıyorum. şimdi akşama kadar böyle ağlıyacak diye düşünürken zeynebin sesi kesiliyor. acaba birşey mi oldu, çocuk tıkandı mı?? hayır hiçbirşey olmamış, babası beni işe bırakıp kendi işlerini de hallettikten sonra onu almaya gideceğini izah etmiş, bizim prenses de müdire hanımla sulu boya yapmaya gitmiş. şaka gibi:)
saat başı aradım, herşey yolunda diyor hep telefondaki  ses. ama içim fena, huzursuz. sanki öyle değilmiş gibi. beni kandırıyorlar mı yoksa? telefona istesem diyorum.. ama ya gerçekten herşey yolundaysa ve benim sesimi duyunca yoldan çıkarsa! en iyisi sabır. zaten son 1 saat.
akşamı 44 gözle bekliyorum:(