huzurlu bir hayat için…

huzurhuzur, en çok ihtiyacımız olan şey.. uğruna neler vermeyiz ki? didinir dururuz biraz daha paramız olsun da evlatlarımız yokluk görmesin, evimizde para derdi olmasın, huzursuzluk çıkmasın diye…

sırf bu yüzden daha minicikken bebelerimiz bizden ayrılıp bir bakıcı eline teslim edilmek üzere sabahın erken saatlerinde hazırlanmak zorunda kalırlar. sırf bu yüzden birazcık büyüdüklerinde kendilerine artık yetmeyen bakıcılarından da alınıp kim olduklarını bile bilmediğimiz insanlara teslim edilirler para karşılığı bakılmak üzere. sırf bu yüzden bütün gün çalışıp yorulmuş, eve geldiğinde de yemek-temizlik gibi bir sürü ”olmazsa olmaz” işle meşgul olmak zorunda kalan annelerinin tahammülsüz tavırlarına maruz kalırlar. sırf bu yüzden daha doğduklarından itibaren hep bir yerlere yetişmek zorunda bırakılıp ”hadi hadi” kelimelerini duya duya alelacele büyürler…

ve eşlerimiz, erkeklerimiz, beylerimiz… sırf bu yüzden hanımlarının saçma sapan ortamlarda, tanımadıkları adamların arasında -belki onların namahrem bakışlarına, belki de edepsiz sözlerine- maruz kalarak,  kendilerinden çok elalemi görmelerine göz yumarlar. sırf bu yüzden işyerinde yaşadıkları stres yetmiyormuş gibi bir de eve geldiklerinde hanımlarının ”bana hiç yardımcı olmuyorsun” nevinden gerginlikleri ile gerilirler. sırf bu yüzden akşam yorgun argın döndükleri evlerinde ayaklarını uzatıp çay-kahve keyfi yapmak yerine yemek-temizlik gibi ev(hanım) işlerini yapmak zorundadırlar. sırf bu yüzden ”ben erkek gibi bütün gün çalışıyorum ya… ben de para kazanıyorum… sen yorulduysan ben de yoruldum… benim param” gibi hiç te annelerinden duymaya alışık olmadıkları sözlerle hanımları sayesinde karşı karşıya kalırlar… sırf bu yüzden ev içerisinde beylikleri elden gider de haberleri bile olmaz..

ve biz.. sırf bu yüzden canımızdan çok sevdiğimiz, gözümüzden sakındığımız evlatlarımızı birilerine emanet edip sabahın erken saatlerinde yollara dökülmüyor muyuz? sırf bu yüzden işyerlerimizde kah patronlarımızın, kah normalde hiçte arkadaş olmayacağımız  iş arkadaşlarımızın kahırlarını çekmiyor muyuz? sırf bu yüzden bütün gün özlemiyle yanıp tutuştuğumuz yavrularımızı ev temizleme, yemek yapma gibi bahanelerle başımızdan savuşturmuyor muyuz? sırf bu yüzden eften püften sebeplerle ”mesela çamaşırları katlamadığı için?” kocalarımızla tartışmıyor muyuz? sırf bu yüzden evi bir türlü tertemiz tutamıyor, ütüleri zamanında yapamıyor, düzenli yemek pişiremiyor ya da misafirlerimize yetişemiyoruz diye kendimizi sık sık eksik hissetmiyor muyuz? sırf bu yüzden daha iyi bir anne, daha iyi bir eş, daha iyi bir kadın olamıyoruz diye üzülmüyor muyuz?

sırf bu yüzden… sırf iyi, güzel, ”huzurlu” bir hayat için!???

 *kendime bir itiraf: tüm bunları huzur için değil de, doyma bilmediğim için yapıyor olabilir miyim?  hep daha iyisini, daha güzelini, daha büyüğünü, daha çoğunu… oysa huzur ne daha büyük bir evde, ne daha büyük bir arabada, ne daha çok kıyafette, ne de daha güzel eşyalarda…

        huzur, sahip olduklarımın farkına varıp, içinde hisseden ve kendisine verildiği için şükretmesini bilen yüreğimde!..

P.S. fotoğraf;  Moral Dünyası Dergisi Temmuz sayısı kapak fotoğrafı, ve post; yine aynı derginin kapak yazısını okuduktan sonra içimden geçenler.

 

bir film, bir kitap

timotyfilm; Timothy Green’in Sıradışı Yaşamı

tatlı mı tatlı bir çift var ve çocuk sahibi olabilmek için yanıp tutuşuyorlar. bunun için her yolu deniyorlar ama olmuyor. ve umutları tükenmek üzereyken bir gece oturup sahibi olmak istedikleri evlatla ilgili tüm dileklerini yazıp bir sandığa koyuyorlar ve bu sandığı toprağın altına gömüyorlar. ve fırtınalı bir geceyarısı gözlerini açtıklarında evlerinde eli yüzü toprak içinde küçük bir çocukla karşılaşıyorlar. heyecan ve korkuyla karşılıyorlar tabii onu. timothy ise sanki yıllardır onlarla yaşıyormuş gibi sakin ve huzur içinde…

artık çift mutludur, herkesten farklı olsa bile ”bizim” diyebilecekleri bir çocuğa sahiptirler ve onu en iyi şekilde yetiştirmeye çabalarlar. ama bu mutlulukları uzun sürmez… niye mi? o kadarını da izleyip öğrenin artık 😉

fantastik film  severlerin ailece izleyebilecekleri hoş bir film.

canla bağışla

kitap; Canla Bağışla (Senai Demirci)

öyle bir kitap ki bu; hakkında yazması zor, okunması şart! beni benden alan, cümlelerini tekrar tekrar okutup zihnime zorla yerleştiren, okurken düşünmemi, bazen kalbimin titremesine, bazen gözümün yaşarmasına sebep olan…

içeriği hakkında ipucu olsun diye şu cümleyi yazmakla yetinip, okumanızı şiddetle tavsiye ediyorum; ”Vermek; kendisine verildiğini bilenlerin işidir. Vermemek; kendisine verildiğini unutanların titreyişidir.”

Sen, ey insan, hatırla ki bir zamanlar hatırlanmaya değer bir şey değildin! (İnsan, 1)

bir kitap: Eşimle Tanışmayı Unutmuşuz

bu blog aleminin en tembel, en istikrarsız blogçusu benim galiba. galiba fazlaaaaa, kesinkez öyle. ya milletin 2 tane, 3 tane çocuğu var yine de hiç olmazsa haftada bir kez yeni yazı yayınlıyor ya, maşallah onlara, yuh bana! :))

bakın mesela Ocak’ta 2 kitap okudum, ama 1 tanesini bile paylaşamadım henüz. ve işte paylaşıyorum;

Eşimle-Tanışmayı-Unutmuşuz

 

bir arkadaşımın tavsiyesiyle okudum kitabı, kötü diyemem, ama alınmaya değer olduğunu da düşünmüyorum. hakikaten çerez gibi kitap. çerezlerden fıstık hem de. olsa da oluuuur, olmasa da olur.

kitap özeti yazmayacağım, içinden alıntı da yapmayacağım. zira kitap benim olmadığı için altını çizemedim, gerçi benim olsaydı da altı çizilecek bir etkili cümle bulur muydum bilmem?

benden bu kadar, merak edenler google’dan yardım isteyip detaylı bilgi edinebilirler;)

Harika Çocuk Nasıl Yetiştirilir

2012-12-08 08.56.25Anadolu pedagojisi ile tanıştıktan sonra Montessori Eğitimi’nden haberdar oldum.  biraz araştırıp biraz da arkadaş tavsiyesi alınca bu kitap benim oldu. iyi ki de olmuş. çünkü ”Harika Çocuk Nasıl Yetiştirilir” çocuklarımızın -çocuktan öte- bir birey olduğunu bize hatırlattığı gibi onlarında bunu benimsemelerini sağlıyacak bir dolu fikir, etkinlik ve oyun sunuyor.

kitapta benim en çok ilgimi çeken bölüm ”öğrenmek için kritik dönemler”. yazar bu bölümde -çocukların öğrenme sürecinde kritik dönemlerden geçtiğini ve ideal öğrenme fırsatı sunan bu dönemlerin çoğunun hayatta bir kere yaşandığını söylüyor. ve her kritik dönemde çocukların içgüdüsel olarak belirli konulara ilgi duyduğundan bahsediyor.

mesela ilk yıllar çocuğun dil gelişimi için kritik dönem olduğundan, doğumdan itibaren seslere kulak kesilir ve kısa süre içerisinde ”agu” gibi sesler çıkarmaya başlar. 2-4 yaş arası düzen dönemidir ve bu dönemde çocuğa nasıl düzenli olabileceği konusunda yardımcı ve örnek olunmalıdır. bu gibi açıklamalara bolca yer verilmiş kitapta, ben kısaca yazacak olursam;

hareket dönemi (0-1 yaş)                        dil gelişim dönemi(0-6 yaş)                            küçük objeler(1-4 yaş)

düzenlilik (2-4 yaş)                                      müzik (2-6 yaş)                                                   tuvalet eğitimi (18 ay-3 yaş)

nezaket kuralları (2-6 yaş)                      duyular (2-6 yaş)                                                 yazı yazma (3-4 yaş)

okuma (3-5 yaş)                                          uzamsal ilişkiler (4-6 yaş)                                 matematik (4-6 yaş)

okuma yazma çalışmalarına başlamalı mıyız?

1geçenlerde Zeynebim ”annecim, ben niçin yazamıyorum” diye sorunca, ona ”ilkokula gittiğinde öğreneceksin annecim, ben de ilkokulda öğrendim okuma ve yazmayı” diye cevap verdim. fakat bu cevap onu memnun etmedi ve ”ama ben ilkokula gidene kadar beklemek istemiyorum, bana sen öğretsen olmaz mı, hem denemeden öğrenemem ki, denemek istiyorum” diye ısrar edince dayanamadım ve öğretmeye karar verdim.

defterine A/a,  B/b,  C/c yazdım ona harfleri -yeni sisteme göre- aaaaa, bbbbbbbb, ccccccc diyerek söyledim. öncelikle harfleri tanıması için bir sayfaya karışık halde harfleri yazıp ona bulmasını söyledim. tahminimden çok daha kısa sürede öğrendi. ve sıra yazmaya geldi. ondan harflerin altına -1 sayfa boyunca- harflerin aynısını yazmasını istedim. başlarda güzelce yazdı ama tabi birkaç tekrardan sonra yazı çirkinleşmeye başladı ve sayfayı tamamlamadan  sıkıldığını söyledi. böylece o günlük çalışmamızı orada bitirdik. sonraki birkaç gün harf çalışmaya vaktimiz olmadı, ayrıca ben öğretirken bir yanlış yapmamak için biraz araştırma yaptım. derken karşıma ”harika çocuk nasıl yetiştirilir” kitabı çıktı ve hiç beklemeden kitap yurdu’ndan sipariş edip aldım. Okumaya devam et

OD’ a devam ediyorum, kaldığı yerden…

*yunus tapduk emre’nin yanında 5.yılını dıoldurduğu için artık odun taşımıyor, sakalık yapmıyordur. dervişlikte ileri derecelere varmış, kerametler gösterir olmuştur. ama dergahta sevmeyenleri vardır ve tapduk sultan’ın kızı ile ilgili dedikodulara devam etmektedirler. ancak sultan onu anlıyor, gönül diliyle dertleşiyor. ancak onu da ”sultan yunus’a kızdığı için onunla konuşmuyor” diye yorarlar. yunus iyice hüzünlenmekte, içindekileri şiir ile dile dökmektedir.

*kıtlığın bittiği, topraklara bereketin geldiği günlerde dergaha horasan erlerinden 40 pir gelir. o gece kırklar meclisi toplanır. sultan ilk defa yunus’a ”söyle” der, sohbet etmesini ister. yunus şiir ile öyle bir sohbet ederki herkes, kendisini sevmeyen dervişler bile hayran olur, tebrik ederler. Okumaya devam et

okuduğum en güzel roman desem abartmış olur muyum ki?

ne zamandır okumak istiyorum, ama bu istek beni dergilerden öte bir okumaya yöneltemiyordu. ne zaman kitaplığa yönelsem, off ne çok okunacak kitap var deyip geri dönüyordum. sağolsun sevgili sen bunu okudun mu? bu benim hayatımda okuduğum en güzel roman diyerek ”iskender pala-Od” u işaret etti ve yüreğime merak tohumunu attı. kitabı elime aldım birkaç gün önce, henüz bitmedi ama galiba benim de okuduğum -roman kategorisinde- en güzel olmasa da en güzellerinden biri. balık hafızalı ben hiç üşenmiyorum bir de özetini tutuyorum kitabın. çünkü en nefret ettiğim hallerimden biri, ne kadar etkilenirsem etkileneyim okuduğum en güzel kitabı bile 1 ay kadar sonra hiiiiç okumamışım gibi unutmam! işte size ”OD”

iskender pala-od

ve özeti;

Okumaya devam et