bir film önerisi; Benim Adım Khan

dil, din, ırk bizi birbirimizden ayırmaz. insanlar yalnızca ikiye ayrılır; iyi insanlar, kötü insanlar!..

my-name-is-khan-wallpaper-1

dolu dolu bir film, ama ben çok şey yazmayacağım hakkında.  şunu bilin ki filmde bir sürü mesaj var, aşk var, başarı hikayesi var, annelik var, kin var, nefret var, ve en önemlisi sevginin herşeyden öte bir duygu olduğu var. mutlaka ama mutlaka izleyin!..

bir de film yapımcılarından biri olan Shahrukh Khan ‘ın şu ifadesini de paylaşayım da fikir olsun; “Film, kabiliyetsiz(hasta) bir adamın sakatlığa, güçsüzlüğe karşı yaptığı savaşını anlatmıyor. Hasta adamın, tüm dünyada olan terör, savaş, nefref ve düşmanlığa karşı yaptığı savaşı anlatıyor. My Name is Khan filmi aynı zamanda Islam’ı da ele alıyor. Islam’ı ve dünyanın Islam’a bakış açısını ele alıyor. Fakat taraf tutmadık. Biz sadece iyi insanların ve kötü insanların var olduğunu söylemeye çalışıyoruz. Kötü Hindular, iyi Hindular, kötü Hristiyanlar, iyi Hristiyanlar olmaz. Ya iyi bir insanızdır, ya da kötü bir insanızdır. Din kriter değildir, insanlık kriterdir.’

Reklamlar

kaza yaptık, şükrettik…

annebabacocuk-767298arabamız yok, kaza yaptık ve yaya kaldık. masraf ağır, kazanın korkusu ağır. ama iyi oldu. bunu böyle derken yanlış birşey ifade etmekten korkuyorum ama böyle. kaza yaptığımız iyi oldu -(Rabbim bir daha yaşatmasın!)-

zira göremediklerimi görmeye başladığımı farkettim. mesela hayatın ”emin olunacak bir servet olmadığını” farkettim. hani hep denir ya yarına çıkacağımız belli değil diye. yarına değil bir saat sonrasına hatta 1 dakika sonrasında yaşıyor ya da yaşamıyor olacağımız muamma. zira 15-20 saniye gibi bir sürede gerçekleşti herşey. daldık ve çarptık…

iyi oldu diyorum çünkü bu sayede çocuğu hasta olduğunda, elinin altında araba olmayan, buz gibi havada ateşli evladını gece yarısı otobüsle hastaneye götürürken asıl anneliği, annelik korkusunu yaşadım, ve böyle anneler-böyle evlatlar olabildiğini hatırladım, deneyimledim, anladım. ve o insanlara ”belki de ilk kez” dua ettim.

iyi oldu diyorum çünkü otobüsle yolculuk yaparken evladı özürlü-tekerlekli sandalyeye mahkum anneler gördüm. onların fedakarlıkları yanında kendi anneliğimin ne derece basit, kolay olduğunu farkedebilme fırsatına  eriştim. off dediğim herbir zaman için tövbe, ve Rabbimin aileme lutfettiği sağlık nimeti için binlerce şükrettim.

iyi oldu diyorum çünkü araba kullanmadığımız sürede ailece -anne baba yanlarda, çocuk ortada- versiyonunda elele uzun süre yürümenin ne derece keyifli olduğunun farkına vardım. araba ile olmanın ne derece hızlı, umarsız, farkındalığı az, yürümenin ise nasıl sakin, huzur verici, yaratılana (ağaçlara, çiçeklere, hayvanlara, insanlara vs.) karşı tefekküre sevkedici bir eylem olduğunu yıllar sonra yeniden farkettim.

demem o ki; sağlık için, huzur için, tefekkür için ve en önemlisi biraz daha yavaş olup hayatın ve başkalarının hayatlarının farkına varabilmek için daha az araç, daha fazla yürüyüş şart…

ilham perilerim geri döner misiniz?

nerelerdesiniz, hiç uğramaz, halimi hatrımı sormaz oldunuz. siz gittiğinizden beri desenler bana, ben desenlere bakıyorum ama birbirimizden hiç ama hiç elektrik alamıyoruz.. öylece oyalanıp duruyoruz… patronlar, müşteriler tasarım bekliyor ama benden hiçbirşey çıkmıyor… sanki beynimin tasarımla ilgili lobu -artık öyle bir lob varsa?- durmuş, çalışmıyor…

yani, ilham perilerim, demem o ki, size ihtiyacım var, hem de çok acil:(

ilham-perisi_104859

bir kitap: Eşimle Tanışmayı Unutmuşuz

bu blog aleminin en tembel, en istikrarsız blogçusu benim galiba. galiba fazlaaaaa, kesinkez öyle. ya milletin 2 tane, 3 tane çocuğu var yine de hiç olmazsa haftada bir kez yeni yazı yayınlıyor ya, maşallah onlara, yuh bana! :))

bakın mesela Ocak’ta 2 kitap okudum, ama 1 tanesini bile paylaşamadım henüz. ve işte paylaşıyorum;

Eşimle-Tanışmayı-Unutmuşuz

 

bir arkadaşımın tavsiyesiyle okudum kitabı, kötü diyemem, ama alınmaya değer olduğunu da düşünmüyorum. hakikaten çerez gibi kitap. çerezlerden fıstık hem de. olsa da oluuuur, olmasa da olur.

kitap özeti yazmayacağım, içinden alıntı da yapmayacağım. zira kitap benim olmadığı için altını çizemedim, gerçi benim olsaydı da altı çizilecek bir etkili cümle bulur muydum bilmem?

benden bu kadar, merak edenler google’dan yardım isteyip detaylı bilgi edinebilirler;)

kreş sorunsalı…:(

1kreşimizi bıraktık, 2 hafta kadar oldu. zaten baştan beri içimize sindirememiştik. kah yemekler, kah servisle ilgili problemler, kah öğretmenin davranışları derken, ite kaka geçti 5-5.5 ay. ama artık minik prenses kendisi de başlayınca ”ben kreşimi değiştirmek istiyorum, artık o kreşe gitmek istemiyorum, benim için başka bir kreş bakabilir miyiz vs.gibi” söylemlere, biz de ayrıldık. ayrıldık ayrılmasına da, daha çok içimize sinecek bir yer bulabildik mi? hayır, malesef!

biz mi ayrıntılara takılıyoruz bilemiyorum, ama yok, fiziki şartlarını beğensek eğitimde sıkıntılar oluyor, eğitimini beğensek yemekler dert oluyor, herşey güzel olsa saatleri bize uymuyor falan filan…

bir süredir halası idare ediyordu zeynebimi sağolsun, fakat balıkesir’e gitmesi gerekince zorda kaldık. çalışıyor oluşuma bir kere daha kızdım. üzüldüm çocuğum ve kendim için, ama üzülmek çare değil. insan -hele ki çocuğu sözkonusuysa- bir an önce toparlanıyor. anneme rica ettim önce, beni bir kez daha kırdı, olmaz gelemem dedi. sonra herzamanki ”son sığınağım” teyzeme sığındım, ve yine ama yine kırmadı beni teyzeciğim. benim yanında en mutlu olduğum teyzem, kızımla birlikte şimdi.. umarım o da benim gibi hissediyordur onun yanında.

ve son söz; çalışmayan annneler, halinizin kıymetini bilin, çocuğunuza doya doya sarılın, canınızın parçasını kimselere emanet etmek zorunda olmadığınız için oturup Allah’a bol bol şükredin!..

balık hafıza mı maymun iştahtan, maymun iştah mı balık hafızadan?

karışıkbaşlığa bakınca kafası karışıyor insanın di mi? ama bu karışıklık tam da beni anlatıyor.

öyle maymun iştahlıyım ki, onu da yapayım, onu da okuyayım, aa dur şu da çıkmış, ayyy izlemesem hayatta olmaz, haydi hemen şurayı görmeliyiz, daha şunu yetiştiremedim, bunu yapamadım, onu edinemedim falan derken… ne yaptığımı anlamaz duruma geliyorum. ve yaptığım hiçbirşeyin farkında olamıyor ve maalesef tadına varamıyorum. (böyle yakınıyorsun madem niye vazgeçmiyorsun demesin kimse. yeni farkettim, tez zamanda çaresine bakılacaktır merak etmeyin;)

ama öyle çok şey varki yapılacak, hemde hepsi öyle elzem, öyle güzel ki vazgeçemiyorum. ben de balık hafızama yenik düşmemek için buraya yazıyorum napıyım:)

* teknolojiye  zaafım var benim. facebook ve twitter yetmiyormuş gibi bir de instagram’la haşır neşirim bu aralar. ama ne güzel fotoğraflar var öyle, bakakalıyorum valla:)

bir de elimden geldiğince -hemen hemen hergün- takip ettiğim ortalama 15-20 blog var, tabii onların en az 10’unun 1-2 günlük sıklıkla yazdığını düşünürsek… epeyce vakit götürüyor:( ama öyle alışmışım ki onlara, okumasam, haberdar olmasam olmayacakmış gibi:)

aaa blog demişken 3bebe1arada’da  ”bir gece” yazısının etkisindeyim iki gündür. ve blog sahibesinin haberi yok ama ne çok dua ettim ona bir bilse:)

”deli-anne’ ‘de okumaktan ve galiba en çok da fotoğraflarına dalıp gitmekten zevk aldığım bloglardan. o kadının hakikaten deli olduğunu düşünüyorum bazen, birçok kişinin farketmeyeceği şeyleri öyle güzel fotoğraflıyor, ve üzerine öyle cümleler kuruyor ki.. maşallah…

*radyo tiyatrolarına taktım bir de bu aralar. ama maalesef zeynebimle şöyle ışıkları kapatıp sessizce oturup dinlediğimizde bizi hayallere daldıracak bir tiyatro bulamadım henüz. ama azimliyim:)

*kitap okuyamıyorum. almak istediğim 2 kitap var. biri Adem Güneş- Çocuk Eğitiminde Pozitif İletişim, diğeri ise Kemal Sayar-Yavaşla. ama yenilerini almadan evvel evde okunmayı bekleyen kitaplar var:( ocak ayında 2 kitap bitirdim aslında. Sema Maraşlı- Eşimle Tanışmayı Unutmuşuz, Senai Demirci- Canla Bağışla.  bunlar hakkında post hazırlayacağım daha:)

*evim  için Mutfak Masa Takımı bakıyorum. aslında iki takım beğendim ama önümüzdeki hafta Bursa’da mobilya fuarı başlıyacak. onu da görmese olmaz maymun iştahım:)

*zeynebim Konuşma terapistine başlamıştı ama memnun kalmadık ve bıraktık. bu da ayrı bir post olsun bence. çünkü şimdi anlatmaya bir başlarsam, bitiremeyebilirim:)

*zeynebimin kreşini de değiştirdik. ondan da memnun değildik:) yaa biz  çok şey mi arıyoruz diyorum bazen, ama aradıklarımız gerçekten olması gereken şeyler. lafı uzatmayacağım. önümüzdeki pazartesi yeni kreşine başlıyacak prenses, inşallah bu defa herşey çok güzel olur. -amin-

*cumartesileri çalışılmayan bir iş istiyorum. çünkü pazar günleri asla yet-mi-yor! temizlik mi yapacaksın, misafir mi ağırlayacaksın, gezmeye mi gideceksin, dinlenecek misin? mağdurum da mağdurum diye ağlayasım geliyor bu konuda:(

*daha bahsedeceğim çok şey var aslında biliyorum ama baya yorucu bir yazı oldu gibi geliyor. belli olmaz yarın birgün tekrardan okuyasım gelir falan, zaten karışık olan kafamı daha da karıştırmayayım:))

sakinlik, huzur ve sevgi diliyorum kendime, sevdiklerime ve tüm sevilmeye değer olanlara…

sen artık büyüdün galiba kızım?

zeynebim5-5.5 ay önce kreşe başladığından beri  günü gününe -hatta saati saatine- uymayan miniğimin  değişken ruh hali bu aralar iyice tuhaflaştı. sağolsun gün yok ki beni ya da babasını tavırları/ sözleri ile dumura uğratmasın. benim çekingen, ürkek, hassas yavru ceylanım gitti, yerine karşısındakini parçalamaya hazır, hırçın bir aslan parçası! geldi resmen. ve biz ne yapacağımızı, nasıl tepki vereceğimizi bilemez haldeyiz.

evin içinde kendine güveni tam, çok fena laf sokan ve ufacık bir yanlışında seni küçümseyen bir bücür, ve o bücürün bu ruh halinin geçici olduğunu uman, bu nedenle hep alttan alan ve laf sokmalara gülmeden edemese bile içten içe bolca sinir olan iki koca adam var. yani ev evlere şenlik:)

evet evet, bu ruh hali -umuyorum ki- geçici. ve bu nedenle bu geçici günleri de kafaya takmıyor, keyfini çıkarıyorum. bu balık hafızam unutmasın diye de buraya yazayım dedim.

*ayvayı iştahla yiyen prensese babası gayet masumane sorar:

-zeynep ayva çok mu güzelmiş?

zeynep:-sen yemedin mi baba?

 şaşkın baba:-yediiiiim

 çok bilmiş prenses:- e o zaman niye bana soruyorsun boşu boşuna?!

dumura uğramış baba:-…

ve anne ister istemez pis pis sırıtır:))

*arabada gidiyoruz. eşim ve ben gayet ciddi bir konuşmanın içerisindeyiz. zeynep ısrarla birşey söylüyor, ve ben -bir dakika kızım diyerek beklemesini söylüyorum. fakat o gittikçe ses tonunu artırıyor. dayanamayıp konuşmamızı yarıda kesiyorum ve arkama dönüp ”-annecim, bana birşey söylemek istediğini biliyorum fakat biz babanla birşey konuşuyoruz ve sen sözümüzü kestiğinde babanın dediklerini anlayamıyorum.” diyorum. kendimce ona durumu izah edip bize izin vermesini, birazcık beklemesini istiyorum. küçük hanımın cevabı ise gayet net:

-sözünüzü kestiğimi biliyorum, babamla birşey konuştuğunuzu da biliyorum. zaten bunu bilerek yaptım. çünkü babam da bu sabah benim sözümü kesti, konuşmamı beklemedi. hıh işte, şimdi beni anladınız mı?!

tahmin edersiniz ki bizden çıt ses yok:)

*odasını topladıktan sonra uyku tulumunu giyip dişlerini de kendi başına fırçalayan prensesin bu hali babasının hoşuna gider ve gülümseyerek

-sen artık büyüdün galiba kızım? der (karşılığında da beklediği muhtemelen ufacık bir tebessümdür) fakat prensesten yine tokat gibi bir cevap gelir: -off baba, sanki sen benim boyumu ilk defa mı görüyorsun da böyle söylüyorsun hiç anlamıyorum!

baba şaşkın, baba gülmeli mi ağlamalı mı bilemiyor…:))