bazıları günlük yazar gibi blog yazıyor

color-paradiseevet evet, gerçekten bazıları aynen günlük yazıyor gibi blog yazısı yazıyor. iyi yazı kötü yazı olarak bakmıyorum da olaya, ama anlayamadığım birşey var ki o da şu; yahu sizin başka işiniz yok mu Allah aşkına? durmadan yazıyor, durmadan yazıyorsunuz. şu gün şunu yedim, şu gün şunu giydim, şu gün şunu izledim, şu gün şunu okudum. işte şu benim oğlum, bu da kocam, bu da ennn sevdiğim komşum, bu da kankam, aaa biliyor musunuz geçen gün başımdan şöyle birşey geçti. falan filan… maşallah yani hem yiyip içip hem paylaşabiliyorsunuz, vallahi on parmağınızda on marifet:)

öyle her babayiğidin işi değil düzenli olarak blogda bişiler paylaşabilmek, denediğim ve hatta uğraştığım için kendimden biliyorum. bir kere karar vermek lazım, ne paylaşılır ne paylaşılmaz, sonra olay yaşandığı andan kısa süre sonra paylaşmak lazım illa ki paylaşılıcaksa, sonraaaa nasıl paylaşılır -bu son derece ciddi bir mesele- , öyle yazsan saçma olur, böyle yazsan ayıp olur, dur daha düzgün yazmalıyım, ay ne biçim oldu, bla bla bla… dediğim gibi her babayiğidin harcı değil öyle düzenli bir şekilde yazı yayınlamak! haa, yapanlar var mı bunu? var! ve ben onların ellerini sıkıyor, kendilerini yürekten alkışlıyorum. ama yine de şunu demeden edemiyeceğim; milletin boş durmayıp, gün be gün didinip hazırladığı bloglara özenip de amaan ne var sanki burda, ben de açıvereyim bir blog, 2 fotoğraf paylaşır, 3 yazı yazarım olur biter işte demeyin, ol-mu-yor!.. benden size tavsiye;)

bana gelince; geçende bir film izledim tavsiye üzerine. onu sizinle paylaşayım bari. şunu izledim babından:))

filmin ismi; Cennetin rengi

film 1999 İran yapımı, yönetmeni Majid Majidi

film Muhammed isminde bir çocuğu ve bu çocuğun ailesini, en çok da babasının hikayesini anlatıyor. fakir bir aile, köyde yaşıyor. Muhammed’in annesi onu doğururken ölüyor ve Muhammed kör doğuyor. okul çağına geldiğinde körler okulunda yatılı kalan Muhammed,  zeka seviyesi normalin üstünde olan; dokunarak ve duyarak, hissederek dünyayı gören umut dolu bir çocuk. ama babası onu hep yük olarak görüyor, ondan utanıyor. ve birgün evlenmeye karar veriyor ama ne evlenmek istediği kadına ne de onun ailesine oğlundan bahsetmiyor bile. yaz tatili geldiğinde Muhammed’i alıp köye yanına getirmesi gerekirken ondan kurtulmak için her yolu deniyor, başarılı olamayınca mecburen köye yanına alıyor. Muhammed köyde ninesi ve kızkardeşleriyle çok mutlu. ama babası ondan utandığı için onu -daha iyi olacağı bahanesiyle- bir mobilya ustasının yanına yatılı bırakıyor. ve film boyunca umut dolu, çocuk aklıyla yaşadıklarının pek de farkında değilmiş gibi duran Muhammed duygularını öyle bir döküyor ki ortaya, insanı mecburen ağlatıyor…

şimdi ben böyle dedim diye bol ağlamalı bir film olarak düşünmeyin,  aslında dram tadı var ama öyle bir ayarlamış ki yönetmen, -imkanı olmasına rağmen- acımamızı gerektirecek, bizi ağlatacak durumları olabildiğince az tutmuş..

işte böyle. biraz hüzünlenmek, başka hayatların da varlığını hatırlamak, belki şükretmemiz gerekenlerin tekrar farkına varmak, bir de uçsuz bucaksız tarlalarda, yeşillikler arasında sanki film kahramanları değil de kendiniz koşuyormuş gibi hissetmek için tavsiye ederim;)

çocukla izlenir mi? 8-9 yaşından sonra olabilir… bu arada filme 10 üzerinden 6 verdim:)

Reklamlar