bir film, bir kitap

timotyfilm; Timothy Green’in Sıradışı Yaşamı

tatlı mı tatlı bir çift var ve çocuk sahibi olabilmek için yanıp tutuşuyorlar. bunun için her yolu deniyorlar ama olmuyor. ve umutları tükenmek üzereyken bir gece oturup sahibi olmak istedikleri evlatla ilgili tüm dileklerini yazıp bir sandığa koyuyorlar ve bu sandığı toprağın altına gömüyorlar. ve fırtınalı bir geceyarısı gözlerini açtıklarında evlerinde eli yüzü toprak içinde küçük bir çocukla karşılaşıyorlar. heyecan ve korkuyla karşılıyorlar tabii onu. timothy ise sanki yıllardır onlarla yaşıyormuş gibi sakin ve huzur içinde…

artık çift mutludur, herkesten farklı olsa bile ”bizim” diyebilecekleri bir çocuğa sahiptirler ve onu en iyi şekilde yetiştirmeye çabalarlar. ama bu mutlulukları uzun sürmez… niye mi? o kadarını da izleyip öğrenin artık 😉

fantastik film  severlerin ailece izleyebilecekleri hoş bir film.

canla bağışla

kitap; Canla Bağışla (Senai Demirci)

öyle bir kitap ki bu; hakkında yazması zor, okunması şart! beni benden alan, cümlelerini tekrar tekrar okutup zihnime zorla yerleştiren, okurken düşünmemi, bazen kalbimin titremesine, bazen gözümün yaşarmasına sebep olan…

içeriği hakkında ipucu olsun diye şu cümleyi yazmakla yetinip, okumanızı şiddetle tavsiye ediyorum; ”Vermek; kendisine verildiğini bilenlerin işidir. Vermemek; kendisine verildiğini unutanların titreyişidir.”

Sen, ey insan, hatırla ki bir zamanlar hatırlanmaya değer bir şey değildin! (İnsan, 1)

Reklamlar

balık hafıza mı maymun iştahtan, maymun iştah mı balık hafızadan?

karışıkbaşlığa bakınca kafası karışıyor insanın di mi? ama bu karışıklık tam da beni anlatıyor.

öyle maymun iştahlıyım ki, onu da yapayım, onu da okuyayım, aa dur şu da çıkmış, ayyy izlemesem hayatta olmaz, haydi hemen şurayı görmeliyiz, daha şunu yetiştiremedim, bunu yapamadım, onu edinemedim falan derken… ne yaptığımı anlamaz duruma geliyorum. ve yaptığım hiçbirşeyin farkında olamıyor ve maalesef tadına varamıyorum. (böyle yakınıyorsun madem niye vazgeçmiyorsun demesin kimse. yeni farkettim, tez zamanda çaresine bakılacaktır merak etmeyin;)

ama öyle çok şey varki yapılacak, hemde hepsi öyle elzem, öyle güzel ki vazgeçemiyorum. ben de balık hafızama yenik düşmemek için buraya yazıyorum napıyım:)

* teknolojiye  zaafım var benim. facebook ve twitter yetmiyormuş gibi bir de instagram’la haşır neşirim bu aralar. ama ne güzel fotoğraflar var öyle, bakakalıyorum valla:)

bir de elimden geldiğince -hemen hemen hergün- takip ettiğim ortalama 15-20 blog var, tabii onların en az 10’unun 1-2 günlük sıklıkla yazdığını düşünürsek… epeyce vakit götürüyor:( ama öyle alışmışım ki onlara, okumasam, haberdar olmasam olmayacakmış gibi:)

aaa blog demişken 3bebe1arada’da  ”bir gece” yazısının etkisindeyim iki gündür. ve blog sahibesinin haberi yok ama ne çok dua ettim ona bir bilse:)

”deli-anne’ ‘de okumaktan ve galiba en çok da fotoğraflarına dalıp gitmekten zevk aldığım bloglardan. o kadının hakikaten deli olduğunu düşünüyorum bazen, birçok kişinin farketmeyeceği şeyleri öyle güzel fotoğraflıyor, ve üzerine öyle cümleler kuruyor ki.. maşallah…

*radyo tiyatrolarına taktım bir de bu aralar. ama maalesef zeynebimle şöyle ışıkları kapatıp sessizce oturup dinlediğimizde bizi hayallere daldıracak bir tiyatro bulamadım henüz. ama azimliyim:)

*kitap okuyamıyorum. almak istediğim 2 kitap var. biri Adem Güneş- Çocuk Eğitiminde Pozitif İletişim, diğeri ise Kemal Sayar-Yavaşla. ama yenilerini almadan evvel evde okunmayı bekleyen kitaplar var:( ocak ayında 2 kitap bitirdim aslında. Sema Maraşlı- Eşimle Tanışmayı Unutmuşuz, Senai Demirci- Canla Bağışla.  bunlar hakkında post hazırlayacağım daha:)

*evim  için Mutfak Masa Takımı bakıyorum. aslında iki takım beğendim ama önümüzdeki hafta Bursa’da mobilya fuarı başlıyacak. onu da görmese olmaz maymun iştahım:)

*zeynebim Konuşma terapistine başlamıştı ama memnun kalmadık ve bıraktık. bu da ayrı bir post olsun bence. çünkü şimdi anlatmaya bir başlarsam, bitiremeyebilirim:)

*zeynebimin kreşini de değiştirdik. ondan da memnun değildik:) yaa biz  çok şey mi arıyoruz diyorum bazen, ama aradıklarımız gerçekten olması gereken şeyler. lafı uzatmayacağım. önümüzdeki pazartesi yeni kreşine başlıyacak prenses, inşallah bu defa herşey çok güzel olur. -amin-

*cumartesileri çalışılmayan bir iş istiyorum. çünkü pazar günleri asla yet-mi-yor! temizlik mi yapacaksın, misafir mi ağırlayacaksın, gezmeye mi gideceksin, dinlenecek misin? mağdurum da mağdurum diye ağlayasım geliyor bu konuda:(

*daha bahsedeceğim çok şey var aslında biliyorum ama baya yorucu bir yazı oldu gibi geliyor. belli olmaz yarın birgün tekrardan okuyasım gelir falan, zaten karışık olan kafamı daha da karıştırmayayım:))

sakinlik, huzur ve sevgi diliyorum kendime, sevdiklerime ve tüm sevilmeye değer olanlara…